BAKÜ / AZERBAYCAN
2.BÖLÜM

Yazılış:
30.10.2016

El’in son günü

Sabah uyandığımızda El ile çantalarımızı hazırlıyoruz. El bugün gidiyordu, ben de odada tek başıma kalmak istemiyordum. Tek kişi daha pahalıya geliyordu ve gerek yoktu. Bu yüzden çantalarımızı hazırlayıp resepsiyona gidip ücreti ödemek istediğimizi söylüyor ve çıkan hesabı ikiye bölüyoruz. El ödemeyi Manat ve kredi kartı ile yapıyor. Kredi kartıyla ödeme yapılınca bankanın aldığını komisyonu da fiyata ekliyorlar. Fazla Manat’ım olmadığı için ödemeyi dolar olarak yapıyorum. Ödeme işini hallettikten sonra Nizami Caddesi’nden Çeşmeler Meydanı’na doğru yollanıp karnımızı doyuracağımız bir yer arıyoruz. İlk gün olduğu gibi burada da bir yer bulmakta zorlanıyoruz. Bu sefer zorlanmamız yer olmadığından değil, kahvaltı yapabileceğimiz yer olmamasından kaynaklanıyor.

İlk başta kahvaltısı olan bir yer buluyoruz ama içerideki havanın basık ve rutubetli olmasından dolayı girdiğimiz gibi çıkıyoruz. Gezerken en sonunda Fisincan Kafe/Restoran’ı görüyoruz ve gözümüze güzel gözükmesi üzerine içeri giriyoruz. Buranın da duvarlarında kilimler, çiniler ve resimler bulunuyor. Bakü’de çoğu yerde televizyonlarda Türk kanalları açık oluyor, burada Kral TV açıktı. Notlarımın bir kısmı silindiği için siparişlerimizi tam hatırlamıyorum ama El Türk kahvaltısı sipariş ediyor. Ben de arkadaşımdan aldığım bilgiler doğrultusunda qutab (gözlemeye benziyor) ve enenevi plovu söylüyorum. Plov bildiğimiz pilav ama yanında güveçte pişirilmiş kestane, kayısı, koyun eti, kuru üzüm geliyor. Güveçten plovun yanına boşaltıp tabağı alıyorlar. Gelen yemekleri bu kadar çok beklemediğimiz için yedikten sonra tabiri caizse karnımız çatlıyor. Yemekten sonra Bakü sokaklarında, sahilinde El ile birlikte son bir tur atıyoruz. Gitme vakti yaklaştığında hostele dönüp çantasını alıyor ve otobüslerin kalktığı yere yollanıyoruz. Şehir merkezinden havalimanına nasıl gidileceğini yazının başında anlattığım için bir daha anlatmıyorum.

El’i yolcu ettikten sonra Heydar Aliyev Sarayı’nı dışarıdan gezip İçeri Şehir’e yollanıyorum. İlk gün her yerini gezemediğimiz için bir daha gelmiştim buraya. Hatta ilk gün hiç restoran görememiştik ama İçeri Şehir’in görmediğim yerlerini gezerken birkaç restoran görüyorum. İş işten geçmişti ama en azından restoranlar olduğunu öğrenmiştim. İçeri Şehir akşam ışıklandırmasıyla daha bir güzel oluyormuş. Biraz gezdikten sonra yemek yemeye Nizami Caddesi’nde yer alan Türk restoranlarından birine girip yemek yiyorum. İnternetten tanıştığım M. ile akşam buluşmak için sözleşmiştik ama işleri çok yoğun olduğu için yarın akşama erteliyoruz. Bunun üzerine yemeğimi bitirip restorandan çıkıyor girmediğim sokaklara giriyor, görmediğim yerleri görüyor, kafede oturup insanları izliyor, sonra da hostele yollanıyorum.

Heydar Aliyev Merkezi’ne ulaşım, Kültür Merkezi hakkında bilgiler

Sabah, aldığım bilgiler doğrultusunda Heydar Aliyev Merkezi’ne gitmek üzere kaldığım yerden çıkıyorum. Buraya gitmek için 28 Alışveriş Merkezi’nin oradaki otobüs duraklarından, metronun önünden geçen 1 nolu kırmızı renkli otobüse biniyor ve Kültür Merkezi’nin karşısındaki durakta iniyorum. Yolculuk yaklaşık 10 dakika sürüyor. Burada yaşayan bir arkadaşımdan öğrendiğime göre Heydar Aliyev Kültür Merkezi, Heydar Aliyev’in imzası şeklinde yapılmış.

Bilet almak için Heydar Aliyev Merkezi yazısının sol tarafına, sona doğru gidip içeri giriyorum. Heydar Aliyev Müze bileti fiyatı 5 Azn, Azerbaycan hazineleri & küçük Azerbaycan 5 Azn, George Condo (Koleksiyondan seçmeler) 5 Azn, genel bilet 12 Azn. Her yeri dolaşmak istediğim için 12 Azn verip genel bilet alıyorum ve ödemeyi kredi kartımla yapıyorum. Biletin üstüne kalem ile 12 Azn umumi yazıyor görevli. Katlarda bilet kontrolü yapıldığını gördüm ama kimse bana bir şey sormadı. Giriş katında müze, ikinci katta Azerbaycan’ın tarihini, Heydar Aliyev’in hayatını öğrenebileceğiniz yazı ve sunumlar, yöresel kıyafetler, müzik aletleri ve kutsal kitaplar, Bakü’de yer alan bazı binaların minyatür şekilleri, üçüncü katta yer alan George Condo’da kişisel koleksiyondan parçalar, resimler yer alıyor. Bilet alınırsa genel alınması daha yerinde olur. Ayrıca binada ücretsiz wifi bulunuyor. İnternete bağlanınca maillerimi kontrol ediyorum. Benimle ilgili şirketten gelen, hatam olmayan bir maili görmek canımı sıkıyor ama içeriyi gezdikçe moral bozukluğu yerini mutluluğa bırakıyor.

Kültür Merkezi’ni gezip çıktıktan sonra telefonumun haritasından bakarak Neriman Nerimanov metro istasyonuna yaklaşık 15 dakika yürüyorum. İstasyona vardığım zaman 1 Azn’ye metro kartı alıyorum. Kart ücreti 0,20 Azn, metro binişleri de 0,20 Azn. Kartı 4 kere kullanıyorum. Kartı iade edip ücretinin alınıp alınmadığını bilmiyorum, denemedim. Metroya indiğim zaman biraz yukarıdan istasyonun fotoğrafını çekiyorum.

Metro İstasyonu

Metro’da başımdan geçen garip olay

Köroğlu istasyonunda indikten sonra da trenin ve metronun fotoğrafını çekiyorum. Treni ilk çekmeye çalıştığımda kadın görevli çekil tren çarpacak diye uyardığı için düzgün çekememiştim, ikinci defa denediğimde polise şikayet etti sanırım ya da kameradan gördüler. Yoluma devam ederken peşimden gelen başka bir güvenlik görevlisi kendisini takip etmemi söylüyor.

İstasyondaki polis odasına girip Türk olduğumu, trenin resmini çektiğimi söylüyor. İzin belgem olmadığından devlet malını çekmemin yasak olduğunu söylüyor polisler. Nereye nasıl gidildiğini internet sitemde anlattığımı söyleyip trenin resmini çekmenin yasak olduğunu bilmediğimi anlatıyorum. Fotoğraf makinemden çektiğim resimleri gösteriyorum. Yanlarında sadece o resmi siliyor ve tekrardan üzgün olduğumu söylüyorum. Tamam gidebilirsin demelerinden sonra beni polislerin yanına getiren güvenlik görevlisi ile birlikte ayrılıyoruz yanlarından. Otobüs duraklarının hangi çıkışta yer aldığını soruyorum. Sağ olsun gitmem gereken çıkışı gösteriyor. Konuşmaların Türkçe gerçekleştiğini de unutmadan ekleyeyim. Bir dahaki metroya geldiğimde kolonda fotoğraf çekmek yasaktır yazısını görünce ucuz yırtmışım diyorum.

İstasyondan çıkınca yemek yemek için Ispanak adında bir kafeye oturup dürüm siparişi veriyorum. Yemeğim geldiği zaman dışarıdan bir çocuğun içeri girip müşterilerden içecek bir şeyler istemesi, masadan almaya çalışması üzerine garsonlar çocuğu dışarı çıkarıyor. Bu esnada çocuğun yüzünde masum bir gülümseme beliriyor. Tekrar içeri girince sen dışarıda bekle getireceğiz diyorlar ama nafile, dinlemiyor. Çocuk tekrar girince bir şişe su verip gönderiyorlar. Ben de yemeğimi yedikten sonra Yanardağ’a giden otobüse doğru yollanıyorum.

Bakü’den Yanardağ’a gidiş – dönüş

Bu otobüse gelmek için Köroğlu metro istasyonunda indikten sonra sağa dönüp sol merdivenlerden yukarı çıkmak gerekiyor. Biraz ilerledikten sonra da otobüslerin yer aldığı otobüs durakları görünüyor. Yanardağ’a 217 nolu otobüs ile son durakta inerek ulaşılıyor. Yolculuk yaklaşık 50 dakika sürüyor. Ücret 0,30 Azn.

Otobüsten inmeye yakın İrlandalı biriyle tanışıyorum. İndikten sonra sohbet esnasında Türkiye’den bahsederken Şampiyonlar Ligi’ne katıldığından dolayı Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Bursaspor’u bildiğini söylüyor. Bursaspor'u bilmesine şaşırdığım için kendisini en büyük Bursaspor derken videoya çekip videoyu Bursaspor’u tutan birkaç arkadaşıma yolluyorum. Gezilerden bahsederken Polonya’dan 80 - 90€ vererek uzun mu uzun süren bir feribot yolculuğuyla St.Petersburg’a gittiğini, denizden gidilince 3 gün olarak vizesiz kalabildiklerini anlatıyor. Başka bir Avrupa ülkesini gezmekten daha ucuza mal oldu diye de ekliyor.

Yanardağ giriş fiyatı 2 Azn. İçeride fazla bir şey olduğunu söyleyemeyeceğim. Toprağın yıllardır kendiliğinden  yandığı bir yer. Zamanında Marco Polo da bu diyarlardan geçmiş, eski seyyahların ayak bastığı yerlere uğramak güzel duygular yaşattı diyebilirim. Gündüzden ziyade akşam gelinirse daha güzel bir seyir olacaktır. İnternette yaptığım araştırmalarda artık ateşin kendiliğinden yanmadığına dair yazılar var ama ne derece doğru bilemiyorum. İçeride 10 - 15 dakika kadar kalıp biraz toprakta yürüdükten sonra tekrar otobüse binerek geri dönüyoruz.

Köroğlu metro istasyonuna girdiğimizde duvardaki bir panoda Azerice “Karadağ bizimdir bizim kalacak.” yazısını görünce burada ne yazıyor diye soruyor. Yoldaki sohbetimizde Azerice ile Türkçe’nin benzediğinden bahsetmiştik, bundan dolayı ne yazdığını sormuştu. Kendisine yazanı tercüme ederken bir adam durup bize bakıyordu. Merdivenlerden inerken yanıma gelip Rusça bir şeyler söylüyor. Rusça bilmediğimi söyleyince Azerice biliyor musun diye soruyor. Türk olduğumu söyleyip anlayabildiğimi söylediğim zaman arkadaşıma az önce ne söylediğimi merak ettiğini söylüyor. Yazan şeyi tercüme ettiğimi söyleyince sevinip bizimle tokalaşıyor ve yoluna devam ediyor. Daha sonra İrlandalı arkadaşa olanları tercüme ediyorum ve burada yollarımız ayrılıyor. Köroğlu istasyonunda başımdan ilginç şeyler geçiyor hep ama hadi hayırlısı.

Tiflis'e tren bileti almaya çalışmam,
Çeşmeler Meydanı'nda sohbet

Trenden 28 May istasyonunda indikten sonra hemen yanında yer alan tren garına Tiflis treninin hangi saatlerde olduğunu öğrenmeye gidiyorum. Tren garı tadilatta olduğu için ulaşmak için inşaatın yanından geçmek gerekiyor.

Bilet alım yerine geldikten sonra 15-20 dakika sırada bekliyorum ve sıra bana geldiğinde bilet ücretini, hangi saatlerde trenin olduğunu soruyorum. Bilet kesmek için pasaportumu istediğinde bugün almayacağımı, bilgi almak istediğimi söyleyince bilet alacağın gün gel, yeterince bilet var demeleri üzerine teşekkür edip yanlarından ayrılıyorum. Akşamüzeri yemek yemeye 2 akşam önce El ile gittiğim Firuze restoranına gidiyorum. Bu sefer daha farklı bir yemek sipariş ediyorum. Yemekleri bizim Türk mutfağına göre biraz şekerli kalıyor gibi. Yemekten sonra M. ile buluşmak üzere Çeşmeler Meydanı’na gidiyorum.

M.’i beklerken biraz uzakta oturan 2 kişinin yanına gidiyor ve telefonlarını kullanıp kullanamayacağımı soruyorum. Arayacağım numara Rusya’ya ait olduğundan aramaktan vazgeçiyorum ve sohbet etmeye başlıyoruz. 15 Temmuz günü bizim ve ülkemiz için çok dua ettiklerini, ayrı ülkelerin insanı olmamıza rağmen kardeş olduğumuzu söylüyorlar. Zamanında Türkiye’de çalıştıkları için Türkçeyi akıcı konuşuyorlar. Evlerinde genelde Türk kanallarını izlediklerini söyleyip çocuklarının Azerice’den önce Türkçe öğrendiklerini anlatıyorlar. Sohbet esnasında çamur volkanlarına giderken Azerice müzikler dinlediğimizden bahsedince bu müziklerin İsmail YK müzikleri gibi olduğunu söylüyorlar. Eh, sanırım Türkiye’de yeterince kalmışlar. M. buluşma yerine geldiğini belirten bir mesaj atınca yanlarına geldiğim kişilere tanıştığıma memnun olduğumu söyleyip M.’nin yanına gidiyorum.

Tanışma faslından sonra bir yere gitmektense parkta oturup sohbet ediyoruz. Sohbet ederken aldığım hediyeleri veriyorum. Hediyeleri görünce şaşırıp mutlu oluyor. En azından ben öyle anlıyorum.

Tanıştığım kişilere hediye götürme geleneğim karşı tarafı mutlu ettiği için iyi ki hediye getirmişim gelirken diye düşünüyorum. Yarın işinin erken biteceğini söyleyip akşamüzeri buluşmayı, gara beni yolcu etmeye gelmeyi öneriyor. Fikir hoşuma gittiğinden tamam diyorum. İşi gereği sürekli Gürcistan ve Ermenistan’a gidiyormuş. Azerbaycan ile Ermenistan arasında sorun olduğu için direkt Ermenistan’a geçmediğini, önce trenle Tiflis’e oradan Ermenistan’a geçtiğini anlatıyor. Tiflis’i çok sevdiğinden bunun işine geldiğini de ekliyor. İş yaptığı ülkeleri sayarken de Armenia (Ermenistan) yerine Argentina (Arjantin) diyormuş. Zaman su gibi akıp geçiyor ve veda vakti geliyor. Başka ülkeden gelip burada yönetici pozisyonda çalıştığı için şirketinin anlaşmış olduğu taksi firmasından araç istiyor. Çalışanlara tanınan aylık taksi ücreti olduğundan para vermediği için beni bırakmayı da teklif ediyor ama yürümek istediğimden dolayı onu yolcu edip kalacağım yere doğru yollanıyorum.

Tekrardan tren garına gidişim ve Tiflis’e tren bileti almam

Sabah eşyalarımı toplayıp çantamı resepsiyonun oraya bırakıyorum. Daha sonra acaba Bakü’de 1 gün daha mı kalsam diye düşünüyorum ama kendi kendime çizdiğin rotadan şaşma diyerek bu düşünceyi kafamdan atıp bilet almaya tekrar tren garına yollanıyorum. Gara gelip gişeye yöneldiğimde arka tarafımı çevirmen odasını gösteriyor görevli. Türküm, dilinizi anlayabiliyorum dediğimde tamam o zaman diyor ve beni hatırlayıp dün de gelmiştin diyor. Tiflis’e bilet almak istediğimi söyleyip pasaportumu veriyor ve kredi kartı ile ödeme yapmak istediğimi söylüyorum. Hangi kompartımandan istiyorsun diye sorduğunda en ucuzu hangisiyse ondan diyorum, bunun üzerine tabii ki ondan istersin diyerek gülüyor. Bileti aldıktan sonra 28 May alışveriş merkezine gidip Rus restoranında bir şeyler yiyorum.

Bakü’den Ateşgah’a gidiş – dönüş

Karnımı doyurduktan sonra 28 May metro istasyonuna, oradan da trenle Köroğlu istasyonuna gidiyorum. Durakta indikten sonra Yanardağ’a giderken otobüse bindiğim durağa yollanıyorum. Buradan 184 nolu otobüse biniyor ve yaklaşık 40 dakika süren bir yolculuktan sonra son durakta iniyorum. Ücret 0,20 Azn.

İndikten sonra market ile Polis İstasyonu’nun bulunduğu aradan yürüyüp raylardan karşıya geçip sola dönüyorum. Biraz yürüdükten sonra da araçlar ve yayalar için olan giriş karşıma çıkıyor. Girişten ücret ödemeden geçip yolu takip edince Ateşgah’a ulaşıyorum. Giriş ücreti 2 Azn.

Ateşgah, Mecusi tapınaklarından bir tanesi. Etrafı odalarla çevrili bu yerin ortasında kenarları açık, üzeri kubbe ile kapalı, sönmeyen kutsal ateş mabedi yer alıyor, buna da Ateşgah deniyor. Burada yanan ateşin eskiden doğal bir ateş olduğu ama sonradan doğalgaz kullanılarak ateş oluşturulduğu söyleniyor. Zerdüştlük dinine inanan, yani ateşe tapan kişiler buraya hac ziyareti için gelir, mabedi gören odalarda konaklar ve ibadet ederlermiş. Bu odaların hepsi açık olmamakla birlikte bazılarının içinde o dönemleri gösteren resimler, eşyalar, balmumumdan (yanlış biliyor olabilirim) yapılmış insanımsı heykeller, maketler, geçmişlerini anlatan Azerice ve İngilizce yazılmış yazılar bulunuyor. Daha önce böyle bir tapınak görmediğim için içerisi epey ilginç geliyor ve iyi ki gelmişim diyorum kendi kendime. Açık olan her odaya girip çıktıktan sonra geldiğim yoldan geri otobüslerin olduğu yere yollanıyorum.

Bakü’de Polis tarafından durdurulmam

Erkenden şehre dönmek istemediğimden marketin yanında yer alan kahveye oturup çay istiyorum. Çay demlikle geliyor ve fiyatı 1 Azn. Aynı boyuttaki çaya Park Bulvar’da 3 Azn ödemiştik El ile. Burada oturup dinlendikten, kahvede oyun oynayan insanları izledikten sonra otobüsle Bakü’ye dönüyorum. İstasyonlar arası aktarmayı yaptıktan ve merkeze ulaştıktan sonra hiç girmediğim sokaklara girip dolaşıyorum.

Böyle dolaşırken yolun karşısında turuncu üniformalı iki kişinin insanları durdurup bir şeyler söylediğini görüyorum. Herhalde burada da anketörler var diyorum kendi kendime. Karşıya geçtikten sonra beni de durduruyorlar ve anketör olmadıklarını, polis olduklarını anlıyorum. Alt geçit kullanmadığım için bana 20 Azn ceza yazacaklarını söyleyip kimlik istiyorlar. Durdukları bazı kişiler hemen yollarına devam ediyordu, sanırım kimlik isteyince yanımda yok diyorlardı, bilemiyorum. Pasaportumu verdikten sonra alt geçit görmediğimi (Gerçekten de görmemiştim) söyleyip 20 Azn’nin çok olduğunu, akşam trenle Tiflis’e geçeceğimi söyleyerek ceza yazmamalarını, bu seferlik mazur görmelerini istiyorum. Pasaportumu incelerlerken Azerbaycan’dan, Türkiye’den ve hayattan konuşuyoruz. Bu esnada yılda 1 ay izinleri olduklarını öğreniyorum. Sonra da bu seferlik affettik bir dahaki sefere dikkatli et diye uyarıp pasaportumu geri veriyorlar. Teşekkür edip yanlarından ayrılıyor ve Milli Kütüphane’ye yollanıyorum.

Bakü'deki son saatlerim

Kütüphaneye fotoğraf makinesi ile girmek (çanta da dahil sanırım) yasak olduğu için fotoğraf makinemi askılığa asıp çalınırsa en azından resimlerim yanımda olsun diye hafıza kartını alıyorum. Görevlilere fotoğraf makineme bir şey olmaz değil mi? diye soruduğumda kameraların olduğunu merak etmememi söylüyorlar. İçeri bir odaya götürerek bir form doldurtup kaydımı alıyorlar. İçeriyi gezmek için merdivenlerden çıkıyorum ama ne hikmetse kitapların olduğu bölümü bulamıyorum. Aşağı inip bunu söylediğimde şaşırıyorlar ve tarif ediyorlar. Tekrar merdivenlerden çıkıyor ve birkaç kapıyı açıyorum. Odalarda çalışanları görünce hemen kapıyorum kapıları. Aradığımı bulamayınca binayı turlayıp dışarı çıkıyorum. Kütüphaneye girip bu kadar çabuk çıkan ilk gördükleri insan olabilirim. Sadece gezmek için gelmeme de şaşırmışlardı zaten.

Çıktıktan sonra Bakü’de son yemeğimi yemek için Çeşmeler Meydanı’na yakın yerde bulunan bir restorana giriyor ve Azeri mutfağından son bir yemek yiyorum. M. toplantısının uzadığını (Bakü’ye gelmeden önce bu haftanın çok yoğun geçeceğini söylemişti), beni yolcu etmeye gelemeyeceğini söyleyip Türkiye’de görüşürüz diyor. Yemeğim bittikten sonra süpermarketten yolculuk için bir şeyler alıp hostele dönüyorum. Biraz dinlendikten sonra da çantamı alıp gara yollanıyorum.

Bakü'den Tiflis'e tren yolculuğu

Tren kalkmadan 30 dakika önce istasyonda ol demişlerdi, bu yüzden kalkış saatinden yarım saat önce varıyorum istasyona. Treni bulduktan sonra görevliye trenin fotoğrafını çekebilir miyim diye soruyorum -malum daha önce polislik olmuştum-. Beni çekme de nereyi çekersen çek demesi üzerine birkaç fotoğraf çekip trene biniyorum.

Koltuğumu/yatağımı bulduktan sonra çantamı kenara koyuyorum. Trenin içi hamam gibiydi, üzerimde kot ve tşört bulunmasına rağmen su içinde kaldım diyebilirim. Birkaç dakika geçtikten sonra karşı koltuğuma bilet alan ismi A. olan Azeri bir kız geliyor. Tanışıp konuştuktan sonra sıcaklığa dayanamıyorum, üzerimi değiştireceğim diyorum. O üzerini değiştirirken ben, ben üzerimi değiştirirken de o gelen gidene bakıyor. Biri gelirse durduracağız diye anlaşmıştık ama gelen geçen olmuyor. Üzerimizi değiştikten sonra bir nebze de olsa rahatlıyoruz. Sohbet ederken trenin yataklı olduğunu fark ediyorum. Ranza gibi hem altta hem üstte yatak bulunuyor. Daha önce hiç gece tren yolculuğu yapmamıştım ve en ucuz bileti istediğim için oturur giderim diye düşünmüştüm.

A. Türk erkek arkadaşıyla Bakü’de buluşmak istemediği için her ay Tiflis’te buluştuklarını söylüyor. Anlattığına göre Azeriler erkek arkadaşıyla buluşmasını yadırgıyormuş ve bundan hoşlanmadığından başka bir ülkede buluşuyorlarmış. A. daha önce Avusturya’da çalıştım, kaçak yaşadım, bundan dolayı pasaportumu yeniletmek zorunda kaldım. Daha sonra da İstanbul’da çalıştım, erkek arkadaşımla orada tanıştım diye ekliyor. Yaşımı öğrenince şaşıracaksın, tahmin etsene diye ısrar ediyor. Bunun üzerine 26 diyorum ve pasaportunu gösteriyor. 23 yaşında olduğunu öğrenince gerçekten de şaşırıyorum. Kilolu olduğum için büyük gösteriyorum diyip gülümsüyor. Sence güzel miyim, kilolu muyum gibi sorular sorarak düşüncelerimi öğrenmek istiyor. Soruş tarzı o kadar cana yakın ki insan ister istemez cevap vermek durumunda kalıyor. Trenin kalkmasına doğru yanımıza 2 kızıyla Azeri bir aile gelince erkek arkadaş muhabbetini bırakıyoruz. 

Azeri aile de bizim gibi Tiflis’e gidiyormuş. Trenden sınır kontrolüne gelmeden önceki durakta ineceklerini, oradan geçmenin daha kolay olduğunu söylüyor baba, eşi kızlarıyla uğraşırken. Küçük kızları ile Azerice konuşuyorlar ama küçük kız onlarla Rusça konuşuyor. Evde Azerice, okulda Rusça konuşulduğu için böyle olduğunu söylüyorlar. Dünyalar tatlısı bir çocuk. Baba, Türkiye’de üniversite okumuş ve çalışmış, Türkçeyi gayet akıcı konuşuyor. Anne de aynı şekilde akıcı Türkçe konuşuyor, büyük kızları ise genelde ipad ile oynadığından pek sohbet etme şansımız olmuyor. Ailenin bir tane de 1 yaşında bebekleri olduğunu, önlerinde uzun bir seyahat olduğundan ve bebeğin yaşının küçük olmasından dolayı onu evde bıraktıklarını öğreniyorum.

Karı koca 3 hafta kadar önce Antalya Side’ye tatile geldiklerini anlatıyor. Bakü’ye dönecekleri gün havalimanında küçük kızları hastalanmış ve ambulansla özel bir hastaneye götürmüşler. Ambulans için 500$ para istemişler, önemli olan kızları olunca bir şey demeyip vermişler ve uçaklarını kaçırmışlar. Küçük kız hastanede 1 gece gözetim altında tutulmuş ve ertesi sabah taburcu için 1500$ istemişler. 1 serum ve konaklamak için bu kadar para olur mu diye çıkıştıklarında siz bize ödemeyi yapın sigorta şirketinizden bu parayı alırsınız demişler. Sigorta şirketi ile telefonda konuştuklarında sigortacı, öyle bir para tutamayacağını söylemiş. Daha sonra pazarlıkla fiyatı 4.000'lerden, 3.000'lere, en son 1500 TL’ye kadar düşürmüşler ve tekrar havalimanına gidip Bakü’ye dönmek üzere yola çıkmışlar. Şikayet etseydiniz keşke dediğimde evrakları bir arkadaşlarına verdiklerini, onun ilgileneceğini söylediler. Bir daha uçak bileti almalarının onları masrafa soktuğunu ama söz konusu çocukları olunca bunun pek öneminin olmadığını söylediler. Umarım arkadaşları bu hastanenin yaptıklarını yanlarına bırakmaz.

Tiflis’te gezerken bir restoranda bu aileyle tekrardan yollarımız kesişiyor ama o başka bir yazının hikayesi. Biraz daha sohbet ettikten sonra poşetten yatak örtüsünü, yastık ve yorganları çıkartıyoruz. Bu malzemeler tren hareket etmeye başlayınca dağıtılmıştı. A. küçük kıza ranzanın alt tarafındaki yatağını veriyor ve üst taraftakini alıyor. Böylece annesinin gözü kızının üzerinde olacaktı. Laf lafı açıyor ve uzun mu uzun sohbet ediyoruz, saat ilerleyince de uyumaya koyuluyoruz.

Tiflis sınırına yaklaşırken Azeri aile trenden iniyor ve kendileriyle yarı uykulu bir şekilde vedalaşmak durumunda kalıyoruz. Gürcistan sınırına yaklaştığımızda Azerbaycan topraklarında bir istasyonda duruyor tren. Azeri bir polis memuru trene binip arka tarafta bir koltuğa oturuyor. Trendeki memur da pasaportları toplayıp polise veriyor. Polis, pasaporta göre sırayla çağırıyor ve laptoptan çağırdığı kişinin resimlerini çekiyor. Bu sırada trene binen diğer polisler de treni arıyor. Bu işlem yaklaşık 1 saat kadar sürüyor. Arama yapılırken trende görevli memur kadın 300 Azn maaş aldığını, bunun yetmediğinden bahsediyor. Trenle gittikleri ülkede trende konakladığını, sadece markete gidip alışveriş yapıp döndüğünü söylüyor. Bunları da kendi cebinden karşılıyormuş. Trende çay, kahve isterseniz bunu ücretli olarak veriyormuş. Bunu A.'dan öğrendim. Biz konuşurken birisi tuvalete girdiğinden kompartıman içerisinde küçük bir kargaşa çıkıyor çünkü kontrol esnasında tuvalet kullanımı yasakmış. Neyse ki polisler bir şey demiyor, sadece görevli kadın kızıyor. 

Gürcistan sınırında tren bir kez daha duruyor. Bu sefer de Gürcü polisler treni arıyor. Arama esnasında bir polis pasaportları alıp gidiyor. Daha sonra hepsinin işlemi yapılmış bir şekilde getiriyor. Buradaki işlem yaklaşık 45-60 dakika kadar sürüyor. Bu sefer ben tuvalete gidip dişlerimi fırçalayınca küçük bir karışıklık çıkıyor, trende konuştuğumuz kadın memur bana biraz kızıyor, bozuluyor ama gönlünü alıyorum. Tiflis’e vardığımda A. bana kahvaltı ısmarlamak istediğini söylüyor. Tiflis tren istasyonuna vardığımızda görevli memur kadınla vedalaşıyoruz.

Tiflis'e varış

Garın alt katlarına döviz bozdurmak için iniyoruz. A. Azn’yi Gürcistan parası olan Lari’ye çeviriyor. Ben de bozdurayım biraz diyorum ama izin vermiyor, oran çok düşük sonra bozdurursun diyor. Tamam dedikten sonra bir lokantaya giriyoruz ama yemekleri beğenmiyor A. Bunun üzerine en üst kattaki restorana çıkıyoruz.  A. ne görürse bunun tadı çok güzel bunu al, niye az aldın, alsana biraz daha diye söyleniyor bana. Karnımızı doyurduktan sonra gardan çıkıyoruz. Taksicilerin biriyle önce kendisini kalacağı otele sonra da benim kalacağım yere götürmesi için pazarlık yapıyor. Anlaştıktan sonra anlaştığı tutarı bana veriyor, ne kadar ısrar etsem de benden para almıyor. Çok bir şey tutmuyor, sen de Türkiye’de yardımcı olursun diyor. Oteline geldiğimizde vedalaşıyor ve birbirimize iyi eğlenceler diliyoruz. A. tanıştığımızdan ayrılmamıza kadar çok iyi davranmıştı bana. Ayrıca hem kahvaltı ısmarladı hem de kalacağım yere ulaşmam konusunda yardımcı oldu. Her ne kadar Türkiye’de Azeriler tanısam da vatanlarında böyle cana yakın insanlarla tanışmak bir başkaydı.

Taksici hostelime varınca geldik gibi bir şeyler diyor, demeye çalışıyor ve bir binayı gösteriyor. Haritadan baktığımda kalacağım yer daha farklı yerde göründüğü için taksiden inip kapıyı açık bırakıyor ve şoförden hosteli aramasını istiyorum. Telefonda konuşurken biraz yukarıyı gösterip bak orada diye işaret ediyor. Gösterdiği yerde hostelin tabelasını görünce çantamı alıyor ve parayı verip hostele yollanıyorum.