BAKÜ & GOBUSTAN / AZERBAYCAN
1.BÖLÜM

Yazılış:
30.10.2016

Bakü’ye gitmeye karar verme aşaması ve sonrası

2016 Temmuz ayının son haftasında birikmiş izinlerim olduğundan dolayı şirketim izinleri kullanmaya zorlamıştı. Bunu öğrendiğim gün o hafta sonu için Ukrayna Havayolları ile Minsk’e 465 TL’ye bilet bulmuştum. Minsk’ten diğer şehirlere nasıl gidileceğine bile bakmıştım. Bir yandan da Kiev havalimanında gidişte 7, dönüşte 4 saat kadar beklemek istemediğim için başka yer bakmaya devam etmiştim. Baktığım diğer bir destinasyon Kazakistan’ın Almatı ve Astana şehirleriydi. 2 hafta sonrası için Almatı gidiş, Astana dönüş Türk Hava Yolları ile direkt uçuş 900 TL civarındaydı. Astana’ya Almatı’dan 20 saatlik bir tren yolculuğu sonucu varacaktım. Belarus’tan ziyade Kazakistan daha mantıklı gelmişti ama 9 günümü 1 ülkede geçirmek istemediğim için haritadan başka yerler bakmaya devam etmiştim. Bileti millerle almak istediğim için pahalı olmaması gerekiyordu.

Haritadan Bakü şehrini görünce hemen Thy’nin internet sitesinden Bakü gidiş, Tiflis dönüş olarak bakmıştım bilet fiyatlarına. Ne de olsa 2 ülke görmek istiyordum. Şansıma fiyatı 750 TL idi. Bakü’den Tiflis’e tek yön tren fiyatlarının 55 - 60TL arası olduğunu öğrenince, destinasyon da içime sindiğinden dolayı hemen rezervasyon yaptırmış ve akşama bırakmadan almıştım bileti. Gelmek isteyebileceğini düşündüğüm arkadaşım M.’e sormuştum ama müsait olmadığını söylemişti. Bu yüzden gelmek isteyebileceğini düşündüğüm El’e sormuştum. O da müsait olmadığını söyleyince kalacak yer ayarlamıştım kendime. Seyahatime 1 hafta kala El mesaj atıp gelmek istediğini söyleyip uçuş saatimi sormuştu, ben de uçuş bilgilerimi vermiştim. Bunun üzerine biletini aldıktan sonra hostel rezervasyonumda değişiklik yapıp başka bir yer ayarlamıştık. 

Sayılı gün çabuk geçermiş, diye boşuna dememişler sanırım. Uçuşumuz sabah erken saatte olduğu için geceden havalimanına gelip Türk Hava Yolları’nın Lounge’ına giriyorum. Mil kartı kullanmanın avantajının keyfini çıkarıyorum. Karnımı doyurup bir şeyler içtikten sonra El’e ismimi vererek girebileceğini yazıp, kart numaramı gönderiyorum lazım olur düşüncesi ile. Sonra sinema odasına gidip biraz kestiriyorum. El geldiğinde birlikte bir şeyler yiyip sohbet ediyoruz. Uçuş saatine 1 saat kadar kaldığında önce duş alıyor sonra Bakü ile ilgili biraz araştırma yapıyorum. Gitme saati yaklaştığında Lounge’dan çıkıp Duty Free’ye gidiyor ve Bakü’de içmek üzere Küba purosu alıyoruz. Alışverişimizi yaptıktan sonra uçağa yollanıyoruz.

Ülkelere göre Azerbaycan vize ücretleri

Bakü Heydar Aliyev Havalimanı’nda vize alımı

İstanbul’dan Bakü’ye uçakla yolculuk yaklaşık iki buçuk saat sürüyor. İndikten sonra vize bölümüne gidiyoruz. Uçakta verilen formlarla birlikte pasaportlarımızı uzatıyor ve kişi başı 10$ vize ücretini verip kenara çekiliyoruz. Pasaporttaki resmi kullandıkları için resim gerekmiyor. Vize alımı 5 dakika sürüyor. Yanında dolar olmadığını, sadece Türk Lirası olduğunu söyleyen birine 40 TL karşılığında vizeyi alabileceğini söylüyor görevli memur. Yaklaşık 10 TL fazla. Ayrıca, uçakta Azerbaycan’da 10 günden fazla kalanların kayıt yaptırması gerektiği, yaptırmayanlara para cezası uygulanacağı anonsu yapılmıştı. Vizemiz hazır olduğunda sesleniyorlar.  Pasaportlarımızı alıp pasaport kontrolden geçiyor, sonrasında döviz bürosundan dolarımızı Manat’a çeviriyoruz. Başta 100$ bozduruyorum ama çok olduğunu düşünüp paraları geri veriyor ve 50$ bozduruyorum. 1 TL yaklaşık 1,83 – 1,88 Azn arası ediyor, kura göre değişiklik gösterebilir. 50$’a (1$ 2,96 TL kur ile 148 TL karşılığında alınmıştı) 80,20 Azn alıyorum.

Heydar Aliyev Havalimanı’ndan şehir merkezine, şehir merkezinden havalimanına ulaşım,
yolda öğrendiklerimiz

Şehir merkezine otobüsle gitmeyi planlamıştık ama taksi şoförlerinden biri aracımda başka bir yolcu daha var, sizi 15 Azn’ye götürürüm diyor. Pazarlıkla fiyatı 10 Azn’ye çekince taksi ile gitmeye karar veriyoruz. Ekspress otobüs ile şehir merkezine gitmek için havalimanından çıktıktan sonra sol tarafta yer alan makineden 2,80 Azn’ye (Fiyatı yanlış hatırlıyorum olabilirim) BakıKart almak gerekiyor. Otobüsle gitmediğimiz için şehir merkezinde nereye gittiğini bilmiyorum ama şehir merkezinden havalimanına giden otobüslerin kalktığı yeri El’i yolcu ederken öğreniyorum. 28 Alışveriş Merkezi’ne sırtınızı verince karşınızda Cafer Cabbarlı heykelini göreceksiniz. Heykel sol tarafınızda kalacak şekilde yaklaşık 2 dakika yürüyünce yolun sağ tarafında otobüs durakları göreceksiniz. Otobüs duraklarının biraz ilerisinde Ekspress otobüsler kalkıyor. Otobüs göremezseniz telaş etmeye gerek yok, otobüs gelmemiştir. BakıKartınız yoksa otobüs duraklarından tek yön olarak 1,30 Azn’ye bilet alınabiliyor.

Taksideki kişi şansımıza Türk çıkıyor, ismine E. diyelim. Sohbet ederken Azerilerin Türkleri sevdiklerini, Azerice ile Türkçe benzer olduğu için her yerde Türkçe konuşabileceğimizi, rahatlıkla anlaşabileceğimizi söylüyor. Sohbet esnasında çok alkol alan ya da sarhoş olan insanların toplu taşıma araçlarında insanların omuzlarını hafifçe sıktıklarını, ben çok alkollüyüm rahatsızlık verirsem kusura bakma anlamına geldiğini anlatıyor. Böyle bir şey ilk başıma geldiğinde şaşırıp adamı neredeyse dövecektim ama dövmedim diye ekliyor. Sohbet esnasında telefonundan “Azeriler iyi olsalar da çok güvenmeyin.” yazdığı mesajı gösteriyor. E.'nin ineceği yere vardığımızda kendisiyle vedalaşıyoruz. 5-10 dakika kadar sonra biz de kalacağımız yere ulaşıyoruz.

Bakü’de gezdiğimiz yerler:  İçeri Şehir (İçeri Şeher), Alev Kuleleri (Flame Towers), Park Bulvar, Dagustu Park, Şehitlik

Giriş kaydımızı yaparken indirim yapıp yapamayacaklarını soruyoruz. İnternetten yaptığımız rezervasyonu iptal edersek yapacaklarını söylemeleri üzerine başka seyahatlerimiz olduğundan internettekini iptal edip ödemeyi sonra yapmak istediğimizi belirtiyoruz. Sonra yapmak istememizin nedeni yanımızda Manat fazla kalırsa ödemeyi onunla yapmak, az kalırsa üstünü dolar ya da kredi kartı ile tamamlamak. Sorun olmadığını söylüyor ve işlemler bittikten sonra odaya yerleşiyoruz. Yerleşmemiz bittikten sonra İçeri Şehir’e yollanıyoruz. İlk olarak Kız Kalesi’ni görüyor ve etrafını geziyoruz, içine girmediğimizden içerisi hakkında bilgi veremiyorum.

Öğle saatinde çıktığımız için İçeri Şehir’i gezmekte zorlanıyoruz, sıcağı hiç hesaba katmamıştık. İlk gördüğümüz restoranlarda yemek yemek istemememiz ve daha ileride yeriz dediğimiz için gezmeye devam ediyoruz. Sıcaktan fazla ilerleyemediğimiz için ağaçların gölgesinde yer alan banklarda oturup sohbet ediyor, dertleşiyoruz. El’in anlattıklarından dolayı fikrini değiştirip gelmesine hak veriyorum. Öğle sıcağı biraz azalınca Şirvanşahlar Sarayı’nı geziyoruz. Buranın içerisinde o döneme ait eşyalar, halılar, kilimler, eserler sergileniyor. Buradan çıktıktan sonra bilet satılan yeri görüyoruz. Girerken görmediğimiz ve bilet kontrolü yapılmadığı için biletsiz gezmiştik içerisini. 

Burayı gezmeyi bitirdikten sonra Flame Towers’a (Alev Kuleleri’ne) gitmeye karar veriyoruz. Nasıl gidileceğini tam olarak bilmediğimiz için caddeyi takip ederek yürüyoruz. Bir yandan da yemek yiyebileceğimiz bir yer arıyoruz ama bulabilene aşk olsun. Kuleye giden caddede kafe, restoran göremiyoruz. Buraya Füniküler/Teleferik ile de çıkılabiliyor ama nedense yürümeyi tercih etmiştik.

Alev Kuleleri’nin yakınında Azerbaycan Meclisi, Şehitlik ve Türk Diyanet Vakfı’nın yaptırdığı Şehitlik Cami yer alıyor. Şehitlik için Şehitler Xiyabani (Şehitler Hiyabanı) deniliyor. Bu bölgeye Dagustu Park, 20 Ocak Parkı da deniliyor.

Cami ve Kuleleri gördükten sonra Şehitliğin içinden geçerek Bakü şehrini izleyebileceğimiz yere geliyoruz. Burası akşamları daha güzel oluyormuş ama akşam gelmek nasip olmadı. Bir yerde yemek yiyememiş olsak bile burada bulduğumuz kafe’de de (restoran da olabilir çok dikkat etmedim) bir şey yemiyoruz.

Bakü manzarasını izledikten sonra yürüyerek aşağı iniyor ve Park Bulvar’ından yürüyerek Park Bulvar Alışveriş Merkezine gidiyoruz.

Bakü’deki ilk yemeğimizi bir Türk restoranında yiyoruz. Yemek olarak Azerbaycan’a özgü bir şeyler yiyemediğimize üzülsek de karnımızın doyduğuna seviniyoruz. Yemekten sonra hostele dönüp dinlendikten sonra mı dışarı çıksak yoksa direkt sahilde bir yerde mi otursak diye düşünürken gidip dönmeye üşendiğimiz için sahilde bir yerde oturmaya karar veriyoruz. Çay bahçesi gibi bir yere oturup iki kişilik çay istiyor, sohbet ediyoruz. Kalkmak istediğimizde hesabı istiyoruz ve 3 AZN geldiğini görünce oldukça şaşırıyoruz, Türkiye’de olsa daha fazla tutardı diye düşünmeden edemiyoruz. Çaydan sonra sahilde Alev Kuleleri’nde yapılan ışık gösterisini izliyor, gözlerimize bayram ziyafeti çekiyoruz. Yarım saat kadar gösteriyi ve insanları izledikten sonra sahilde biraz turluyoruz. Gün içerisinde oldukça yürüdüğümüz ve yol yorgunu olduğumuz için hostele yollanıyoruz. 

Şans eseri Bayrak Meydanı'na gitmemiz, Bakü’den Çamur Volkanları’na ve 
Gobustan’a (Qobustan, Kobustan) gidiş – dönüş

Akşamı sabah ettikten sonra Çamur Volkanlarına ve Gobustan’a nasıl gidileceğine, hangi otobüse binmemiz gerektiğine dair resepsiyondan bilgi alıyoruz. Akşam internetten de araştırma yapmıştım ama resepsiyondakiler Azeri sitelerinden baktığı için daha detaylı bilgi alabiliriz diye düşünmüştük. Nereden hangi otobüse bineceğimizi öğrendikten sonra Park Bulvar alışveriş merkezine gidip kahvaltı yapıyor ve en alt katta yer alan süpermarketin pastane kısmından yanımıza yiyecek bir şeyler alıyoruz. Hamur işleri oldukça güzel. Fiyatları da 0,39 Azn’den başlıyor.

Alışveriş Merkezi'nden çıktıktan sonra dışarıdaki taksicilere Gobustan ve çamur volkanlarına giden otobüslere nereden binebileceğimizi soruyoruz. Kimi biraz ileriden kimi ta Bayrak Meydanı'nın oradan binebileceğimizi söylüyor. 6-7 kişi olduklarından her kafadan bir ses çıkıyor. 100 Azn’ye Gobustan’a gidip geri dönebileceğini söylüyor uzaktan gelen biri. Fiyatı çok yüksekten açtığı için onu dikkate almıyoruz, bunun üzerine gidiyor yanımızdan. Daha sonra bir başkası 80’e, bir diğeri 60’a kadar iniyor. Bu fiyata çamur volkanlarına gitmek dahil değilmiş. Yolun kötü olduğunu, orada görecek bir şey olmadığını söylüyorlar. Hal böyle olunca tokalaşıp teşekkür ediyor ve İçeri Şehir’e doğru yürümeye başlıyoruz. İnternette gördüğüm yazıların bazılarında Kız Kalesi’nin önünden Gobustan’a giden otobüslerin olduğu yere gidecek otobüslerin kalktığı yazıyordu. Dolayısıyla fazla yürümeyecektik.

Taksicileri biraz geçtikten sonra yolun kenarında bekleyen Audi Q7’nin sürücüsü kornaya basıyor ve gel diye işaret yapıyor. El’i biraz geride bırakıp yanlarına gidiyorum. Karı koca sizi taksicilerle konuşurken duyduk, Bayrak Meydanı’ndan geçeceğiz ve sizi bırakalım istedik diyorlar. Böyle şeyler çok hoşuma gittiğinden tamam deyip El’e gel diye işaret ediyorum, gelince araçlarına biniyoruz. Çocukları Gaziantep’te tıp okuyormuş, bu yüzden sürekli Türkiye’ye gelip gidiyorlarmış. Ülkemizi çok sevdiklerini söylüyorlar. Biz de ülkelerini sevdiğimizi, insanları cana yakın bulduğumuzu söyleyip sohbet ediyoruz. Arada otobüslerin başka yerden kalkıp kalkmadığını konuşuyorlar kendi aralarında. Onlar bunu konuşurken en azından Azeri bir aileyle tanıştığımızı, üstelik Bayrak Meydanı’nı görmüş olacağımızı düşünüyorum. Bardağın dolu tarafından bakıyorum nedense. Vaktimiz olursa Azerbaycan'ın diğer şehirlerini de gezip görmemiz tavsiyesinde bulunuyorlar. Yol fazla uzun olmadığından sohbetimizi kısa kesmek durumunda kalıyoruz. Meydan’ın karşı tarafına gelince kendilerine teşekkür edip araçlarından iniyoruz, onlar da yollarına devam ediyorlar. Ailecek mutlu bir yaşam sürmelerini diliyoruz.

Bizi bıraktıkları yerden fotoğraf çekip karşıya geçmek için alt geçide gidiyoruz. Buradaki güvenliğe otobüs durağının yerini soruyoruz ve Meydan tarafına gitmemizi söylüyor. Meydana geldiğimizde güvenlikle göz göze geliyorum ve gel diye işaret yapıyor. Yanına gitmek üzere kestirmeden, çimlerden geçmeye yelteniyorum ama bu sefer de kızıp yoldan gelmemi işaret ediyor. Çağırdığınız için çimlerden gelmek istedim kusura bakmayın dedikten sonra ona da otobüs durağının yerini soruyorum. Yolun karşısından ara sokaktan bir üst caddeye çıkmamızı, durağın orada olduğunu söylüyor. Teşekkür edip geldiğimiz alt geçitten geri dönüp tarif ettiği yere yollanıyoruz.

5 dakika kadar yürüdükten sonra yolun karşı tarafına geçip duraktan 88 nolu otobüse biniyoruz. Ücret 0,20 Azn. Ücreti binerken veriyoruz ama herkesin inerken verdiğini görünce daha sonraları inerken ödemeye karar veriyoruz. Son durakta indikten sonra 195 nolu otobüse binip yaklaşık 15 dakika kadar otobüsün kalkmasını bekliyoruz. Eski bir otobüs olduğundan sıcaktan bunalıyoruz. Otobüs hareket ettikten 65 dakika kadar sonra Gobustan’a yaklaştığımızı anlayınca (İnternette 55-65 dakika geçince yaklaşmış olacaksınız yazıyordu) şoföre gidip çamur volkanlarına ve Gobustan Milli Parkı’na gitmek istediğimizi söylüyorum. Cüzdanından bir kart çıkarıp birini arıyor ve 5 dakika kadar sonra aradığı kişinin yanında bırakıyor. Gobustan’a otobüsle yolculuğumuz 70 dakika kadar sürüyor. Ücret 0,80 Azn. Taksiciyle tanışıp pazarlık ettikten sonra 30 Azn’ye çamur volkanı ve Gobustan Milli Parkı’na gitmek üzere anlaşıyoruz. El taksiyi görünce biraz şaşırıyor ve eyvah diyor ama eğlenceli olacak diye aklını çeliyorum, zaten başka şansımız yoktu.

Taksiye bindikten birkaç dakika sonra mermere yazılan qobustan yazısını görüyoruz. Volkanlara giden yol oldukça bozuk ve engebeli. 15 dakika süren yolculuk esnasında şoförün açtığı Azeri şarkılarla eğlenip bozuk yolun tadını çıkarıyoruz. Daha sonra öğrendiğime göre şoförün açtığı müzikler ülkemizdeki İsmail Y.K müzikleri tarzındaymış. Buna daha sonra değineceğim. Volkanlara geldiğimizde çamurları inceliyor, fotoğraflar çekiyoruz. Gitmeye yakın şoförden çamurun vücuda sürülüp sürülmediğini soruyorum. Arabasından getirdiği bir su şişesine bizim için çamur dolduruyor. Akşam hostelde çamur maskesi olarak kullanıyoruz. 15 dakika kadar burada vakit geçirdikten sonra geldiğimiz yoldan dönüp Gobustan müzesine yollanıyoruz.

Müzeye geldiğimizde kasa görevlisi olmadığından bileti sonra alırsınız diyor şoför. Yukarı da çıkacağız, değil mi? diye sorduğumuzda Milli Park'a çıkmak için 12 Azn istiyor. Taksiye binerken Gobustan’ın neresine gitmek istediğimizi tam söylemediğimizden bundan faydalanıyor. Anlaşırız dedikten sonra müzeye girip içeriyi geziyoruz. Gobustan müzesinde Milli Park'tan getirilen parçalar ve tarihi hakkında bilgiler yer alıyor. Bu bölgeye gelip de müzeye uğramamak olmaz. El, burada kendine hediyelik eşya alırken çalışana yukarıya çıkmanın ne kadar tutacağını soruyorum ve 5-7 Azn makul diye cevap veriyor. Güneş yaktığı için yürümek zor olacaktı ve yürümek istemiyorduk, bu yüzden müzeden çıkarken şoför ile 5 Azn’ye anlaşıyoruz. Kişi başı 2 Azn olan bilet fiyatını ödüyor ve taksi için ekstradan 1 Azn ödüyoruz. Biletler yukarıda kontrol edildiğinden saklamakta fayda var.

Milli Park’a vardığımızda bu kadar kısa yer için mi 12 Azn istedin dediğimizde gülümsüyor ama bir şey söylemiyor. Her neyse… Güneş tam tepedeyken yürüdüğümüz için biraz yoruluyoruz. İlk mola verdiğimiz zaman Park Bulvar’dan aldığımız yemekleri yiyoruz. Kayalara yapılan çizimler –Mağara Resimleri- 4.000 ile 40.000 yıl öncesine dayanıyormuş. Binlerce yıl önce yaşanılan bir yerde bulunmak güzel hislere boğdu bizi demem yerinde olur sanırım.

Gobustan’dan dönerken 40-45 Azn verelim bizi Bakü’ye götür diyoruz ama fiyatta anlaşamıyoruz ve otobüs durağında iniyoruz. Şansımıza iner inmez otobüs geliyor ve bindiğimiz gibi perdelik bulunan bir yere oturuyoruz. Güneşten korunmak için perdelik önem arz ediyor. Yorgun olduğumuzdan yolda az sohbet edip bol bol düşünüyoruz. Bir ara boş bir koltuğa geçiyorum ve ikimiz de rahat ediyoruz ama otobüs doldukça başkalarıyla oturmamak için tekrar geri El’in yanına dönüyorum.

Son durakta indikten sonra tekrar 88 nolu otobüse biniyoruz. Otobüs, Bulvar’dan(sahilden) geçtiğinden ve bizim gideceğimiz yer buraya yakın olduğundan Park Inn Oteli’nin (Park Bulvar Alışveriş Merkezi’nin karşısında, Hlton Oteli’nin yanında) önünde iniyoruz. Durağı geçmemize rağmen şoför bizi indirdi sağ olsun.

Nizami Caddesi, Çeşmeler Meydanı (Fevvareler Meydanı)

Buradan hostele dönüp dinleniyor, akşam yemek yemek için Bakü’de yarın akşam görüşeceğim M.’den tavsiye istiyorum. Çeşmeler Meydanı’na yakın bir yerde (Fevvareler Meydanı) bulunan Firuze adlı restoranı önermesinden dolayı dinlendikten sonra oraya doğru yollanıyoruz. Önce Nizami Caddesi’nden geçiyoruz. Sadece yayaların kullandığı bu caddede dükkanlar ve yer yer restoranlar bulunuyor. Gayet geniş, ferah ve güzel bir cadde. Meydana gelince ara sokakta yer alan Firuze tabelasını görüyoruz ve tabelanın bulunduğu yere gidip merdivenlerden aşağı iniyoruz. Duvarlarında kilimler, çiniler ve fotoğraflar bulunan bu restoranın atmosferi bizi alıp geçmişe götürüyor. Yemek olarak Firuze Çorbası, Düşberesi (Azeri mantısı), Kız Kalesi ve Övrişte sipariş veriyoruz. Yemekten sonra çay ister misin diye soruyorlar ve olur diyoruz. Böyle sordukları için çayların ikram olduğunu düşünmüştüm ama hesap gelince olmadığını görüyorum. Parası sorun değildi ama öyle bir soruş tarzı vardı ki insan ister istemez ikram sanır.

Yemekten sonra sokakta biraz dolaşıyor ve içerisini görmek için kulüplere giriyoruz ama girmemizle çıkmamız bir oluyor. En sonunda dış görünüşü güzel, içerisi dışarısından güzel bir pub’a girip oturuyoruz. El’in son gecesi olduğundan içeceklerimizle birlikte Duty Free’den aldığımız puroları içip dertleşiyoruz. Şansımıza burada puro satıldığı için puro makası bulunuyormuş. Pub saat 1 civarı kapandığı için kalkmak zorunda kalıyoruz. Purolarımız bitmiş, sohbetimizi etmiş, güzel vakit geçirmiş olduğumuz için sorun etmiyoruz. Çıktıktan sonra yürüyerek hostelimize dönüyor ve Çamur Volkanları’ndan aldığımız çamur ile maske yapıyoruz. Doğal bir şey olduğu için yaparken çekinmiyoruz. Maskeyi yıkadıktan sonra ciltlerimiz oldukça yumuşak oluyor.