TİFLİS / GÜRCİSTAN
Yazılış:
14.12.2016

İlk 3 bölüm “Bakü’ye gitmeye karar verme aşaması ve sonrası, Bakü’den Tiflis’e tren yolculuğu, Tiflis’e varış” kısmı Bakü bölümünde yazılmış olsa da yazılanlar bu bölümü de ilgilendirdiği için birkaç ekleme ile yazıları buraya kopyalamayı uygun gördüm.

Tiflis’e gitmeye karar verme aşaması ve sonrası

2016 Temmuz ayının son haftasında birikmiş izinlerim olduğundan dolayı şirketim izinleri kullanmaya zorlamıştı. Bunu öğrendiğim gün o hafta sonu için Ukrayna Havayolları ile Minsk’e 465 TL’ye bilet bulmuştum. Minsk’ten diğer şehirlere nasıl gidileceğine bile bakmıştım. Bir yandan da Kiev havalimanında gidişte 7, dönüşte 4 saat kadar beklemek istemediğim için başka yer bakmaya devam etmiştim. Baktığım diğer bir destinasyon Kazakistan’ın Almatı ve Astana şehirleriydi. 2 hafta sonrası için Almatı gidiş, Astana dönüş Türk Hava Yolları ile direkt uçuş 900 TL civarındaydı. Astana’ya Almatı’dan 20 saatlik bir tren yolculuğu sonucu varacaktım. Belarus’tan ziyade Kazakistan daha mantıklı gelmişti ama 9 günümü 1 ülkede geçirmek istemediğim için haritadan başka yerler bakmaya devam etmiştim. Bileti millerle almak istediğim için pahalı olmaması gerekiyordu.

Haritadan Bakü şehrini görünce hemen Thy’nin internet sitesinden Bakü gidiş, Tiflis dönüş olarak bakmıştım bilet fiyatlarına. Ne de olsa 2 ülke görmek istiyordum. Şansıma fiyatı 750 TL idi. Bakü’den Tiflis’e tek yön tren fiyatlarının 55 - 60TL arası olduğunu öğrenince, destinasyon da içime sindiğinden dolayı hemen rezervasyon yaptırmış ve akşama bırakmadan almıştım bileti. Gelmek isteyebileceğini düşündüğüm arkadaşım M.’e sormuştum ama müsait olmadığını söylemişti. Bu yüzden gelmek isteyebileceğini düşündüğüm El’e sormuştum. O da müsait olmadığını söyleyince kalacak yer ayarlamıştım kendime. Seyahatime 1 hafta kala El mesaj atıp Bakü’ye gelmek istediğini söyleyip uçuş saatimi sormuştu, ben de uçuş bilgilerimi vermiştim.

Bakü’den Tiflis’e tren yolculuğu

Tren kalkmadan 30 dakika önce istasyonda ol demişlerdi, bu yüzden kalkış saatinden yarım saat önce varıyorum istasyona. Treni bulduktan sonra görevliye trenin fotoğrafını çekebilir miyim diye soruyorum -malum daha önce polislik olmuştum-. Beni çekme de nereyi çekersen çek demesi üzerine birkaç fotoğraf çekip trene biniyorum.

Koltuğumu/yatağımı bulduktan sonra çantamı kenara koyuyorum. Trenin içi hamam gibiydi, üzerimde kot ve tşört bulunmasına rağmen su içinde kaldım diyebilirim. Birkaç dakika geçtikten sonra karşı koltuğuma bilet alan ismi A. olan Azeri bir kız geliyor. Tanışıp konuştuktan sonra sıcaklığa dayanamıyorum, üzerimi değiştireceğim diyorum. O üzerini değiştirirken ben, ben üzerimi değiştirirken de o gelen gidene bakıyor. Biri gelirse durduracağız diye anlaşmıştık ama gelen geçen olmuyor. Üzerimizi değiştikten sonra bir nebze de olsa rahatlıyoruz. Sohbet ederken trenin yataklı olduğunu fark ediyorum. Ranza gibi hem altta hem üstte yatak bulunuyor. Daha önce hiç gece tren yolculuğu yapmamıştım ve en ucuz bileti istediğim için oturur giderim diye düşünmüştüm.

A. Türk erkek arkadaşıyla Bakü’de buluşmak istemediği için her ay Tiflis’te buluştuklarını söylüyor. Anlattığına göre Azeriler erkek arkadaşıyla buluşmasını yadırgıyormuş ve bundan hoşlanmadığından başka bir ülkede buluşuyorlarmış. A. daha önce Avusturya’da çalıştım, kaçak yaşadım, bundan dolayı pasaportumu yeniletmek zorunda kaldım. Daha sonra da İstanbul’da çalıştım, erkek arkadaşımla orada tanıştım diye ekliyor. Yaşımı öğrenince şaşıracaksın, tahmin etsene diye ısrar ediyor. Bunun üzerine 26 diyorum ve pasaportunu gösteriyor. 23 yaşında olduğunu öğrenince gerçekten de şaşırıyorum. Kilolu olduğum için büyük gösteriyorum diyip gülümsüyor. Sence güzel miyim, kilolu muyum gibi sorular sorarak düşüncelerimi öğrenmek istiyor. Soruş tarzı o kadar cana yakın ki insan ister istemez cevap vermek durumunda kalıyor. Trenin kalkmasına doğru yanımıza 2 kızıyla Azeri bir aile gelince erkek arkadaş muhabbetini bırakıyoruz.

Azeri aile de bizim gibi Tiflis’e gidiyormuş. Trenden sınır kontrolüne gelmeden önceki durakta ineceklerini, oradan geçmenin daha kolay olduğunu söylüyor baba, eşi kızlarıyla uğraşırken. Küçük kızları ile Azerice konuşuyorlar ama küçük kız onlarla Rusça konuşuyor. Evde Azerice, okulda Rusça konuşulduğu için böyle olduğunu söylüyorlar. Dünyalar tatlısı bir çocuk. Baba, Türkiye’de üniversite okumuş ve çalışmış, Türkçeyi gayet akıcı konuşuyor. Anne de aynı şekilde akıcı Türkçe konuşuyor, büyük kızları ise genelde ipad ile oynadığından pek sohbet etme şansımız olmuyor. Ailenin bir tane de 1 yaşında bebekleri olduğunu, önlerinde uzun bir seyahat olduğundan ve bebeğin yaşının küçük olmasından dolayı onu evde bıraktıklarını öğreniyorum.

Karı koca 3 hafta kadar önce Antalya Side’ye tatile geldiklerini anlatıyor. Bakü’ye dönecekleri gün havalimanında küçük kızları hastalanmış ve ambulansla özel bir hastaneye götürmüşler. Ambulans için 500$ para istemişler, önemli olan kızları olunca bir şey demeyip vermişler ve uçaklarını kaçırmışlar. Küçük kız hastanede 1 gece gözetim altında tutulmuş ve ertesi sabah taburcu için 1500$ istemişler. 1 serum ve konaklamak için bu kadar para olur mu diye çıkıştıklarında siz bize ödemeyi yapın sigorta şirketinizden bu parayı alırsınız demişler. Sigorta şirketi ile telefonda konuştuklarında sigortacı, öyle bir para tutamayacağını söylemiş. Daha sonra pazarlıkla fiyatı 4.000'lerden, 3.000'lere, en son 1500 TL’ye kadar düşürmüşler ve tekrar havalimanına gidip Bakü’ye dönmek üzere yola çıkmışlar. Şikayet etseydiniz keşke dediğimde evrakları bir arkadaşlarına verdiklerini, onun ilgileneceğini söylediler. Bir daha uçak bileti almalarının onları masrafa soktuğunu ama söz konusu çocukları olunca bunun pek öneminin olmadığını söylediler. Umarım arkadaşları bu hastanenin yaptıklarını yanlarına bırakmaz.

Tiflis’te gezerken bir restoranda bu aileyle tekrardan yollarımız kesişiyor ama o başka bir yazının hikayesi. Biraz daha sohbet ettikten sonra poşetten yatak örtüsünü, yastık ve yorganları çıkartıyoruz. Bu malzemeler tren hareket etmeye başlayınca dağıtılmıştı. A. küçük kıza ranzanın alt tarafındaki yatağını veriyor ve üst taraftakini alıyor. Böylece annesinin gözü kızının üzerinde olacaktı. Laf lafı açıyor ve uzun mu uzun sohbet ediyoruz, saat ilerleyince de uyumaya koyuluyoruz.

Tiflis sınırına yaklaşırken Azeri aile trenden iniyor ve kendileriyle yarı uykulu bir şekilde vedalaşmak durumunda kalıyoruz. Gürcistan sınırına yaklaştığımızda Azerbaycan topraklarında bir istasyonda duruyor tren. Azeri bir polis memuru trene binip arka tarafta bir koltuğa oturuyor. Trendeki memur da pasaportları toplayıp polise veriyor. Polis, pasaporta göre sırayla çağırıyor ve laptoptan çağırdığı kişinin resimlerini çekiyor. Bu sırada trene binen diğer polisler de treni arıyor. Bu işlem yaklaşık 1 saat kadar sürüyor. Arama yapılırken trende görevli memur kadın 300 Azn maaş aldığını, bunun yetmediğinden bahsediyor. Trenle gittikleri ülkede trende konakladığını, sadece markete gidip alışveriş yapıp döndüğünü söylüyor. Bunları da kendi cebinden karşılıyormuş. Trende çay, kahve isterseniz bunu ücretli olarak veriyormuş. Bunu A.'dan öğrendim. Biz konuşurken birisi tuvalete girdiğinden kompartıman içerisinde küçük bir kargaşa çıkıyor çünkü kontrol esnasında tuvalet kullanımı yasakmış. Neyse ki polisler bir şey demiyor, sadece görevli kadın kızıyor.

Gürcistan sınırında tren bir kez daha duruyor. Bu sefer de Gürcü polisler treni arıyor. Arama esnasında bir polis pasaportları alıp gidiyor. Daha sonra hepsinin işlemi yapılmış bir şekilde getiriyor. Buradaki işlem yaklaşık 45-60 dakika kadar sürüyor. Bu sefer ben tuvalete gidip dişlerimi fırçalayınca küçük bir karışıklık çıkıyor, trende konuştuğumuz kadın memur bana biraz kızıyor, bozuluyor ama gönlünü alıyorum. Tiflis’e vardığımda A. bana kahvaltı ısmarlamak istediğini söylüyor. Tiflis tren istasyonuna vardığımızda görevli memur kadınla vedalaşıyoruz.

Tiflis'e varış

Garın alt katlarına döviz bozdurmak için iniyoruz. A. Azn’yi Gürcistan parası olan Lari’ye çeviriyor. Ben de bozdurayım biraz diyorum ama izin vermiyor, oran çok düşük sonra bozdurursun diyor. Tamam dedikten sonra bir lokantaya giriyoruz ama yemekleri beğenmiyor A. Bunun üzerine en üst kattaki restorana çıkıyoruz. A. ne görürse bunun tadı çok güzel bunu al, niye az aldın, alsana biraz daha diye söyleniyor bana. Karnımızı doyurduktan sonra gardan çıkıyoruz. Taksicilerin biriyle önce kendisini kalacağı otele sonra da benim kalacağım yere götürmesi için pazarlık yapıyor. Anlaştıktan sonra anlaştığı tutarı bana veriyor, ne kadar ısrar etsem de benden para almıyor. Çok bir şey tutmuyor, sen de Türkiye’de yardımcı olursun diyor. Oteline geldiğimizde vedalaşıyor ve birbirimize iyi eğlenceler diliyoruz. A. tanıştığımızdan ayrılmamıza kadar çok iyi davranmıştı bana. Ayrıca hem kahvaltı ısmarladı hem de kalacağım yere ulaşmam konusunda yardımcı oldu. Her ne kadar Türkiye’de Azeriler tanısam da vatanlarında böyle cana yakın insanlarla tanışmak bir başkaydı.

Taksici hostelime varınca geldik gibi bir şeyler diyor, demeye çalışıyor ve bir binayı gösteriyor. Haritadan baktığımda kalacağım yer daha farklı yerde göründüğü için taksiden inip kapıyı açık bırakıyor ve şoförden hosteli aramasını istiyorum. Telefonda konuşurken biraz yukarıyı gösterip bak orada diye işaret ediyor. Gösterdiği yerde hostelin tabelasını görünce çantamı alıyor ve parayı verip hostele yollanıyorum.

Hostele yerleştikten sonra uzun yoldan geldiğim için duş alıyor ve hazırlandıktan sonra resepsiyondan Tiflis’te görülmesi gereken yerler ile ilgili bilgi istiyorum. Turistler için hazırlanmış olan Tiflis haritasını açıp önemli yerleri gösterip işaretliyor ve işaretlediği yerler ile ilgili kısa bilgiler veriyor. Görülmesi gereken yerler ile ilgili bilgiler aldıktan sonra teşekkür edip kendimi sokağa atıyorum.

Holy Mother Of God Church Of Bethlehem (Bethlehem Tanrı’nın Kilisesi) ve Kartlis Deda (Kartli’nin Annesi) / Mother Of Georgia (Gürcistan’ın Annesi)

Kaldığım yer Old Town (Eski Şehir) bölgesinde olduğundan şehir merkezinde görülmesi gereken çoğu yere yürüyerek ulaşabilecek, sokaklarda kaybolabilecektim. İlk hedefim Holy Mother Of God Church Of Bethlehem (Bethlehem Tanrı’nın Kilisesi). Yokuş aşağı yürürken kiliseye giden yolu gösteren tabelayı görmem üzerine ara sokağa sapıp merdivenlerden çıkıyorum. Ağustos ayı olduğundan hava oldukça sıcak, öğle saati gezmeye çıktığım için bu sıcağı daha çok hissediyorum ama bu beni durdurmuyor. Merdivenlerden çıktıktan sonra bankların olduğu yerde biraz mola verip şehri izliyorum. Gezdiğin yerlerde çeşmeden, dağlarda yürüyüş yaparken akarsudan su içmenin insana iyi geldiği söylendiği ve susadığım için gördüğüm çeşmeden su içiyorum. Manzaranın tadını çıkardıktan sonra biraz daha yürüyüp kilisenin içine giriyor, yapılan ayinin sonuna yetişiyorum. İçeriye girmek için kıyafet kuralı bulunmuyor ama gördüğüm kadarıyla bütün kadınlar başlarını eşarp ile yarım kapatmıştı. Ayin bittikten sonra içeriyi, insanları inceliyorum.

Kiliseden çıktıktan sonra merdivenlerden yukarı Kartlis Deda heykeline  yollanıyorum. Heykelin sol elinde dost olarak gelenler için şarap dolu bir kase, diğer elinde düşman olarak gelenler için bir kılıç bulunuyor. Heykel oldukça büyük olduğundan Tiflis’in her yerinden görmek mümkün. Yakından çektiğim fotoğrafı yanlışlıkla sildiğim için uzaktan çektiğim fotoğraf ile yetiniyorum.

Narikala Kalesi (Narikala Fortress)

Heykelden sonra Narikala Kalesi’ne yollanıyorum. Yürürken fotoğraflarını çekmemi isteyen birkaç kişi Rusça konuşarak fotoğraflarını çekmemi istiyor ama Rusça bilmediğimi söylemem üzerine İngilizce olarak rica ediyorlar. Fotoğraf çekip yoluma devam ettikten sonra teleferik durağı karşıma çıkıyor. Kaleye yürüyerek ulaşılabildiği gibi teleferik ile de ulaşım mümkün.

4. yüzyılda yapılan, şehri tepeden gören bu kale 7.yy’da Emeviler, 11.yy’da IV.David tarafından genişletilmiş. IV.David, Selçukluları krallığından çıkartmış, Kafkasya’da birçok yeri Gürcistan idaresi altına almış. Orduda yaptığı reformlarla, krallığını yönetmesiyle Gürcistan’ın en önemli ve en başarılı kralı olmuş. Moğollar bu kaleye Narin Qala (Little Fortress yani Küçük Kale) dedikleri için bundan dolayı da ismi Narikala olmuş. Kayaların üzerine yapılan kalenin bazı yerleri 1827 yılında yaşanan depremden dolayı yıkılmış. Kalenin her yerini dolaşmak istediğim için kâh tırmanmak kâh inmek zorunda kalıyorum surlardan. Depremden sonra her yer restore edilmediği için inip çıkmak bazı yerlerde zorlayıcı oluyor ama neyse ki bir tarafımı incitmeden etrafı dolaşıyorum. Şehre yüzümü dönünce Tiflis, sol tarafıma dönünce Kartlis Deda heykeli, sağ tarafıma dönünce ise Sülfür hamamları manzarasını izleyebiliyorum. 

Kalenin içinde 13.yy’da yapılmış, daha sonra yanmış ve 1996-1997 yıllarında yeniden inşa edilmiş Aziz Nicholas Kilisesi (St. Nicholas Church) yer alıyor. Kilisenin girişinde içeri girmek isteyip de kıyafeti yüzünden giremeyecek olanlar için eşarp ve uzun hırkaların yer aldığı bir kısım bulunuyor. Kiliseyi gezdikten sonra surlarda durup manzaranın tadını çıkarıyorum. Akşam vakti gün batımında daha güzel olacağını düşündüğüm için bir daha gelmeyi aklımın bir köşesine not ediyorum. Bir süre surlarda kaldıktan sonra Ateşgah’a gitmek üzere kalenin kapısından çıkıyorum. Kapıda bir kadın Rusça tespih almamı istiyor. İngilizce teşekkür ettikten sonra nereli olduğumu soruyor. Türk olduğumu söyleyince Türkçe, namazdan sonra çekersin diyerek tespihi satmaya çalışsa da almadan yoluma devam ediyorum.

Ateşgah (Ateş Tapınağı)

Ateşgah kaleye 5 dakika uzaklıkta yer alıyor. Kapısı kapalı olduğu için içine giremiyorum ama girişte yer alan tabeladan burası ile ilgili bilgi ediniyorum. 5.yy ile 7.yy arası Perslerin etkisinden dolayı Gürcistan’da Zerdüştlük yayılmış, bu yüzyıllarda da bu Ateşgah’ın yapıldığı düşünülüyor. 17.yy - 18.yy’larda camiye dönüştürülmüş olsa da  Ateşgah olarak kalmış.

Ateşgah

Özgürlük Meydanı (Liberty Square), Parlamento Binası, Opera ve Balo Salonu, Gürcistan Ulusal Müzesi ve Tiflis Konser Salonu, Vera Parkı

Ateşgah’tan çıktıktan sonra ara sokakları dolaşıyorum ve bir parkta çardakta oyun oynayan yaşlı amcaları izliyorum uzaktan. Parkta "I Love Tbilisi" adıyla ücretsiz wifi bulunuyor. Bu isim ile Tiflis’in çoğu yerinde ücretsiz olarak internete girmek mümkün. Maillere ve haberlere baktıktan sonra çeşmeden su içip Özgürlük Heykeli’nin yer aldığı Özgürlük Meydanı’na doğru yollanıyorum. Yanımda hiç yerel para olmadığından bir dövizciden 50$ karşılığında 114 Lari alıyorum. Kur 2,28. 2 gün sonra 2,24’ten almak durumunda kalıyorum. Dövizciden çıktıktan sonra Rustaveli Bulvarı’na gidiyorum. Burası restoranları, kafeleri, lüks mağazalarıyla meşhur. Burada ilgimi çeken bir şey olmadığı için etrafa bakmakla yetiniyorum ve yürümeye devam ediyorum. Yürürken Parlamento Binasını, Opera ve Balo Salonunu, Gürcistan Ulusal Müzesini ve Tiflis Konser Salonunu dışarıdan görüyorum. Konser Salonundan sonra hemen yanında yer alan Vera Parkı'nda biraz dinlenip etrafı izliyorum. Kimi yaşlı kimseler çardaklardaki banklarda oturup oyun oynuyor, kimi sohbet ediyor.

Dadaena Parkı, Sanatçı Parkı

Parktan sonra aynı yoldan geri dönmek istemediğim için, her ne kadar bazı yerleri aynı yoldan dönmek zorunda olsam da, mümkün mertebe Kura nehri kenarından yürümeye çalışıyorum. Şehir merkezine yaklaştığım zaman Dadaena Parkı’nın yanında yer alan Sanatçı Parkı’na (Adından emin değilim)  giriyorum. Burada resimler ve hediyelik eşyaların yer aldığı tezgahlar yer alıyor. Dadaena Parkı’nda ise plaklar, kasetler, 90’lar ve öncesine dayanan eşyalar satılıyor. Eski dönemlere ait aradığınız eşyalar var ise burada bulabilmek mümkün.

Barış Köprü’sünü (The Bridge Of Peace), Sioni Katedrali

Parktan çıkınca daha sonra karşı tarafa geçerim diyerek bir süre uzaktan Eski Tiflis ile yeni bölge arasını bağlayan, resmi açılışı 2010 yılında yapılmış Barış Köprüsü’nü izliyorum. Kiliseye giden insanları görünce de peşlerine takılıyorum.

Geldiğim yer Sioni Katedrali. Bahçesi oldukça hareketli, kırmızı kıyafetli kilise görevlileri, siyah takım elbiseli korumalar, kameralar ve gelip geçen insanlarla dolu. Herhalde önemli biri gelecek diye düşünüp içeri girmek istiyorum ama yer olmadığından girişi görebileceğim yüksek bir yere çıkıp kameramı hazırlıyorum. 5 – 10 dakika kadar sonra çan çalmaya başlıyor ve koruma arabaları ile birlikte bir araba yanaşıyor kilisenin kapısına. Çanın çaldığını duyup aracın geldiğini gören insanlar da araçlarla birlikte girişe doğru yöneliyor. Araçlar yanaşınca öndeki koruma aracından inen siyah takım elbiseli koruma, korunan aracın ön kapısını açıyor ve inen kişi arka kapıyı açıp Başpiskopos’un inmesine yardım ediyor. Başpiskopos indikten sonra aracı yol vermek için biraz ilerliyor. Başpiskopos, korumasının elini bırakıyor ve yavaşça girişe serilen kırmızı halıdan yürüyerek içeri giriyor çoğunluğu kadın olan ziyaretçiler önünde eğilirken. Kiliseye giremediğim için içeride olanları anlatamıyorum. Bunları izlemek bile başlı başına güzel bir seyirlikti.

Metekhi Kilisesi

Kiliseye giremeyince ara sokaklardan Old Town tarafına, oradan Metekhi köprüsünü geçerek Kura Nehri kenarında yer alan Metekhi Kilisesi’ne yollanıyorum. Vakit geç olduğundan kilisenin içine girmeyip bahçesinde yer alan at sırtında oturan Kral Vakhtang Gorgasali heykelinin yanında durup Tiflis’i izliyorum.

Manzaranın keyfini çıkardıktan bir süre sonra Old Town’ı gezmeye, karnımı doyurmaya gidiyorum. Köprüden geri döndükten sonra sol tarafı hiç gezmediğimi fark ediyorum ve oraya doğru yollanıyorum. Canlı müzik olan Alani Kafe/Restoran’ı görünce oturmaya karar veriyorum. Oturacakken trende karşılaştığım Azeri aileyi görüyorum. Ayaküstü biraz sohbet ettikten sonra başka yerde karşılaşmayı umarak vedalaşıyoruz. Menüden yumurtalı pide, içeceklerden ev yapımı şarap sipariş ediyorum. Pidenin tadı Türkiye’de yapılanlar ile aynı sayılır, şarabın tadı da oldukça güzel. Yöresel müzikleri, dans gösterileri, çalışanların sıcak davranması, yemeğin tadı hoşuma gittiğinden ve ücretleri makul olduğundan diğer günler de buraya gelmeye karar veriyorum.

Yemekten sonra Shardeni Sokağı’na girip etrafa bakınıp hostele dönmeye karar veriyorum. Hem yol yorgunuydum hem de oldukça yürümüştüm gün içerisinde. Dönerken marketten küçük su alıp 1 Lari veriyorum. 1 Lari 1,29TL ediyor. Bu fiyat biraz fazla geliyor ama bir şey söylemiyorum. Hostele vardığımda kısa bir araştırma yapıp dinlenmeye çekiliyorum. Gece bir ara uykuluyken gözlerimi açıyorum ve hayal meyal yatağımın yanında birinin dua ettiğini görüyorum ama bir anlam veremediğim için gözlerimi kapatıp devam ediyorum uykuma.

Mtskheta’ya Yolculuk

Sabah uyandıktan sonra hostel görevlisin yanına giderek şehir içini gezdiğimi söyleyip nerelere gidebileceğimi soruyorum. Tiflis’in dışında yer alan Mtskheta'ya ve Kazbegi’ne gitmemi öneriyor. Kazbegi’ne gidişin 3 - 3,5 saat sürmesinden dolayı yarın gitmemi, bugün 20 – 25 dakika uzaklıktaki eski başkent olan Mtskheta’ya gidebileceğimi söylüyor. Nasıl gideceğimi öğrendikten sonra kendisine teşekkür edip duş alıyor, çantamı hazırlıyor ve hostelden Özgürlük Meydanı’ndaki metro istasyonuna gitmek üzere çıkıyorum.

Küçük bir dükkandan karnımı doyurmak için Kachapuri alıyorum. Ücret 2 Lari. Bazı yerlerde kaşarlı pidenin üzerine yumurta kırılmış bir şekilde servis edilse de benim aldığım börek gibi bir şey.  Aşağı yürürken fırında 1 Lari’ye satıldığını görünce kazık yemişim yukarıda diyor ve yarın buraya gelip sıcak sıcak, taze taze alırım diye aklımın bir köşesine not ediyorum yeni yeri. Gideceğim yer uzak olduğundan 1,5 lt. su almak üzere bir markete giriyorum . Fiyatının 1 Lari olduğunu görünce dün akşam da sudan kazık yemişim diyorum. Neyse ki meblağlar yüksek değildi.

Tiflis Şehir Merkezi’nden Mtskheta’ya Ulaşım

Özgürlük Meydanı’ndan metroya girip kendime gişeden kart alıyorum. Kart ücreti 2 Lari. Bugün ve yarın gidiş – dönüşte kullanacağımı düşünerek 2 Lari yükleme yapıyorum. Metro ücretleri 0,50 Lari. Metro istasyonuna inince Bakü’den ders almadığım için bir fotoğrafını çekiyorum, neyse ki gören olmuyor.

Didube istasyonuna gideceğim için duvardaki yazılardan o tarafa giden trenin olduğu kısımda bekliyorum. Tren gelince biniyor ve Didube’de iniyorum. İstasyona vardıktan sonra merdivenlerden inip sağa dönüyor ve düz ilerliyorum. Apotheka tabelasının arka tarafında Mtskheta’ya giden marshrutkalar (minibüs) kalkıyor. Marshrutkanın önünde Mtskheta diye tabela bulunuyor. Binmeden önce gişeden ("Cash Desk" yazıyor) 1 Lari karşılığında bilet alıyorum. İnerken de bileti şoföre gösteriyorum. Tiflis'ten Mtskheta’ya yolculuk yaklaşık 20 - 22 dakika sürüyor. Giderken sağ tarafta oturulursa manzara eşliğinde yolculuk etmek daha keyifli olabilir.

Samtavro Kilisesi’nin önünde minibüsteki çoğunlukla birlikte iniyorum. İnerken biletimi şoföre gösteriyorum ve indikten sonra yolun karşısına yer alan Samtavro Kilisesi’ne gidiyorum. 4.yy.’da yapılan kilisenin bahçesinde Gürcistan’ın ünlü rahiplerinden biri olan Gabriel’in mezarı yer alıyor.

Kilisenin içini ve etrafını gezdikten sonra biraz geride kalan süs havuzunun yanından Old Town’a (Eski Şehir’e) yollanıyorum.

Burada Gürcistan’ın Holy Trinity Katedrali’nden (Kutsal Trinity Katedrali – Kutsal Üçleme Katedrali) sonra ikinci büyük katedrali olan Svetitskhoveli Katedrali yer alıyor. 4.yy.’da yapılmasına rağmen savaşlardan, doğal afetlerden zarar gördüğü için 11.yy.’da günümüzdeki hali inşa edilmiş. İçerisinde yer alan bir anıtın altında Hz. İsa’nın hırkasının gömülü olduğu inancı var. Katedralin içini ve bahçesini gezdikten sonra bölgeyi biraz geziyorum.

Jvari Manastırı (Jvari Monastery)

Taksicilerden birine Jvari Manastırı’na ne kadara gidip döndüğünü soruyorum. 15 Lari demesi üzerine katedralin karşısında yer alan Turist Bilgilendirme Bürosu’na internetten Manastır’a yürünebildiğini okuduğumu bunun mümkün olup olmadığını soruyorum. Mümkün olduğunu ama ana yolu geçmenin zor olduğunu, havanın sıcak olmasından dolayı yılan, böcek ve sürüngenlerden dolayı sıkıntı yaşayabileceğimi, dilersem bekleyip oraya gitmek isteyen biri ile taksi ücretini paylaşabileceğimi söylüyorlar. Bunun üzerine beklemeye karar veriyorum. Çok geçmeden aynı yere gitmek isteyen biri geliyor. Görevli beni gösterip tanışmamızı sağlıyor ve taksi ücretini paylaşarak gitmeye karar veriyoruz. Gelen kişinin adına J. diyelim. Kendisi Güney Koreli ve Seul’de yaşıyor. Türkiye’ye geldiğinden ve ben de onun ülkesine gittiğimden yol boyu sohbet ediyoruz. Mtskheta Old Town’dan Jvari Manastırı’na taksi ile yolculuk yaklaşık 15 dakika sürüyor. Gidiş – dönüş taksi ücreti 15 Lari ama iki kişi olduğumuzdan 7,5 Lari veriyoruz kişi başı.

Jvari Manastırı 6.yy.’da yapılmış. Buradan Aragvi ile Kura nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuş olan eski başkenti, Mtskheta şehrini izlemek paha biçilemez. Manzarayı anlatmak için de kelimeler yetersiz kalır. Kiliseyi gezdikten sonra J. yanında getirdiği küçük oyuncak ve defteri ile poz vereceğini söyleyerek resmini çekmemi istiyor. Defterinde Korece bugünün tarihini ve yerin adını yazıyor. Gittiği yerlerde böyle fotoğraf çektiğini, çektirdiğini söylüyor.

Taksici ile 30 dakika kalacağımız konusunda anlaştığımız ve manzaranın tadına vardığımızdan bizi aldığı yere bırakması için aracımıza dönüyoruz. Old Town’a döndükten sonra J. İle vedalaşıyoruz. Biraz daha sokaklarda dolaştıktan sonra Tiflis’e dönmek üzere minibüsten indiğim yere gidip Tbilisi (Tiflis) yazan aracı beklemeye başlıyorum. 10 – 15 dakika kadar bekledikten sonra araç geliyor ve Tiflis’e yollanıyorum. Son durağa geldiğimde iniyor ve Didube İstasyonundan Liberty Square (Özgürlük Meydanı) İstasyonu’na gitmek üzere sabah geldiğim yoldan metroya gidiyorum. Özgürlük Meydanı’nda indikten sonra hostele eşyalarımı bırakmaya, dinlenmeye yollanıyorum.

Juma Cami, Tiflis’in Gizli Şelalesi, Sülfür Hamamları, Akşam olanlar

Birkaç saat dinlendikten sonra hostelden çıkıyor ve sabah gördüğüm fırından atıştıracak bir şeyler alıp gün batımını izlemek üzere Narikala Kalesi’ne yollanıyorum. Bir süre burada manzaranın tadını çıkardıktan sonra kalenin bir başka kapısından çıkıp Juma Cami’ni gezmeye gidiyorum. Küçük, şirin bir cami. Cami’den çıktıktan sonra ara sokaklardan geçip merdivenlerden iniyor ve Tiflis’in gizli şelalesini görmeye yollanıyorum. Bu şelaleye Sülfür Hamamlarının yanından yürüyerek de ulaşılabiliyor. İlk defa şehir içinde şelale görüyordum küçük de olsa. Islanmayacak şekilde şelalenin altına geçip fotoğraf çektiren çok kişi olduğundan  istediğim fotoğrafı çekebilmek için bir süre beklemek durumunda kalıyorum.

İstediğim kareyi yakaladıktan sonra geriye dönüp sülfür hamamlarının üzerinde yürüyüp bir kubbenin üzerine diğer insanlar gibi oturuyorum. Hamam, taşları ısıttığı için burada vakit geçirmek keyifli oluyor. Üstelik hamam sahipleri çıkıp da oturmayın diye kızıp kovalamıyor. Yarın akşam için hamama gelmeyi düşünsem de gelmek kısmet olmuyor. Hava kararınca düzgün bir akşam yemeği yemek ve güzel müzikler dinlemek için Alani restoranına bakıyorum ama yer olmayınca biraz dolaşıp tekrar gelirim diyorum. Old Town’da gezinirken gündüz tanıştığım J. ile karşılaşıyorum. Ayaküstü konuştuktan sonra bir şeyler yemeyi teklif ediyorum. Tamam demesi üzerine meydandaki restoranlara bakıyoruz ama yer bulamadığımız için az önce dolu olan Alani’ye gidiyoruz. Boşalan masalar olduğundan kolayca yer buluyoruz. Dün geldiğimden ve çalışanlar ile sohbet ettiğimden dolayı oldukça sıcak karşılanıyoruz. Yemek olarak Khinkali (Mantı), pide ve litrelik şarap sipariş veriyoruz.

Gündüz yarım kalan sohbetimize burada devam ediyoruz. Afrika seyahati sırasında Tanzanya’da gezerken yolda birkaç kişinin kendisini gasp ettiğini anlatıyor. Bankamatik sıkıntı olduğu için bütün parasını üzerinde taşıdığını, Afrika seyahatinin beklediğinden kısa sürdüğünden bahsediyor. Bütün bunlara rağmen hayata hâlâ iyi yanından bakıyor. Uzun bir süre sohbet ediyoruz ama her konuştuğumuzu yazmak uzun süreceğinden dolayısıyla yazı da oldukça uzayacağından yaptığımız konuşmaları burada sonlandırıyorum.

Yarınki planlarımız farklı olduğundan ayrılırken kendisiyle vedalaşıyor ve İstanbul’da ya da Seul’de buluşmak üzere sözleşiyoruz. Daha sonra da hostele yollanıyorum. Şansıma bölgede su kesintisi olduğundan sular kesik. Her ne kadar tuvaletler için su dolu kovalar koymuş olsalar da tuvalet ve duş ihtiyacını karşılamayacaktı konulanlar. Yapacak bir şey olmadığından elimi yüzümü yıkayıp, dişlerimi fırçalayıp biraz araştırma yapıyor ve sabah suyun gelmesini umarak yatıyorum. Odaya geldiğimde odada kalan kadınlardan biri Rusça biliyor musun diye soruyor ama hayır İngilizce biliyorum diye söyleyince ben Müslümanım diyor ve namaz kılacağını söyleyen bir işaret yapıyor. Tabii dedikten sonra kafamda gece duyduğum duaları eden kişinin o olduğunu anlıyorum.

Kazbegi’ye yolculuk

Sabah suyun gelmiş olduğunu düşünerek uyanıyorum ama gelmediğini görünce hüsrana uğruyorum. Yapacak bir şey olmadığından dişlerimi fırçalıyor, yüzüme az biraz su çarpıyor ve Kazbegi’ne gitmek üzere çantamı hazırlıyorum. Hostelden çıktıktan sonra kahvaltı olarak yolun aşağısındaki fırından kendime değişik bir yiyecek almak istiyorum. Resimlerde yer alan böreklerden birinin adını söyleyip içinde domuz eti olup olmadığını soruyorum ama ne sorduğumu anlamıyorlar. Anlaşmak için çabaladıktan 10-15 saniye sonra gülerek sağma hareketi yapmaya başlıyor fırıncılardan biri, doğal olarak ben de gülmeye başlıyorum. Eh, en azından anlaşabilmiştik.

Kahvaltımı aldıktan sonra Özgürlük Meydanı’ndan Didube istasyonuna giden trene biniyorum. Tiflis’ten Kazbegi’ye gitmek için Mtskheta’ya giden minibüslerin olduğu bölgeye gitmek gerekiyor. Didube istasyonunda trenden inip merdivenlerden iniyor, sağa dönüp düz ilerliyorum. Yanıma su almadığım için 1,50 Lari’ye büyük su alıyorum. Apotheka tabelasının orada Kazbegi tabelası olan bir araç görüyorum. Şoföre ne kadar gidiyorsunuz dediğimde 30 Lari diyor. Teşekkür edip yanından ayrılıyorum. İnternette yaptığım araştırmalarda 10 Lari olduğunu gördüğüm için dünkü Cash Desk’e gidip sormaya karar veriyorum.

Cash desk, minibüslerin biraz ileride olduğunu söylüyor. Sırtımı gişeye verip etrafa bakarak 1-2 dakika yürüyerek Kazbegi minibüslerine varıyorum. Vardığım zaman minibüslerden biri kalkıyor ve beklemek zorunda kaldığım için üzülüyorum, sonuçta dolmasını bekleyecektim.  Bu esnada bisikletli bir kafile geliyor ama bizim minibüste onlara yetecek kadar yer olmadığından yandaki minibüse yönlendiriliyorlar. Bisikletlerini aracın üzerine bağlayıp yerleşiyorlar. Neyse ki 10 dakika kadar bekledikten sonra aracımız doluyor ve hareket ediyoruz. Mtskheta’ya giderken ücret inerken verilmişti ama burada binerken veriliyor, daha doğrusu toplanıyor. Ücret 10 Lari. Yolculuk yaklaşık 3 saat kadar sürüyor. Yolculuk esnasında Ananuri Kilisesi’nin orada kısa bir ihtiyaç molası veriliyor. Küçük bir şelalenin, marketlerin ve seyyar satıcıların olduğu yerde ise 10-15 dakika kadar mola veriliyor.

Burada küçük bir de wc bulunuyor. Ücreti 0,50 Lari. Hostelde sular kesik olduğu için burayı bulduğum için oldukça mutlu oluyorum. Çıktıktan sonra yanımda yiyecek bir şey olmadığı için satıcıların birinden pideye benzeyen bir ekmek alıyorum. Ücreti 1,50 Lari. Yürüyüş yapacağım için çantamın çok ağır olmasına ve çok yemek yememe gerek yoktu. Bu yolculuğun manzarasını düne nazaran daha güzel buluyorum. Dağ ve nehir manzaraları mükemmel, üstüne bir de yolda duran inekleri, atları görmek bir başka oluyor.

Gergeti Trinity Kilisesi (Gergeti Trinity Church)

Minibüsten indikten sonra dönüş saatlerini öğrenip tepede yer alan 14.yy’da yapılmış Gergeti Trinity Kilisesi’ne doğru yollanıyorum. Buraya araç ile çıkılabiliyor olsa da yürüyerek çıkmaya karar vermiştim. Yürürken benim gibi yürümeyi tercih eden bir sürü insanla karşılaşıyorum. Kimisi büyük sırt çantalarıyla, kimisi sadece elinde su şişesi ile çıkıyor. Yola geç çıktığımdan, yarın dönüş uçağım olduğundan ve Kazbegi’nde kalırsam planlarım alt üst olacağından dolayı biraz hızlı yürüyordum diğerlerine nazaran. Bunlara rağmen dikkatli gitmeye çalışıyorum çünkü yollar engebeli ve oldukça kaygan, ters bir adımda düşmek kaçınılmazdı. Ormanın içinden patikadan yürüyor olsam da yolum yer yer araçların geçtiği yollarla kesişiyor. Gördüğüm kadarıyla araç yolları oldukça bozuk. Normal araçların altını vurma olasılığı var, jip ve türevi araçlarla çıkanlar için pek bir problem olacağını sanmam. Onlarla çıkmak bir nebze daha rahat olabilir. Minibüsten inip Kazbegi Dağı’nın önünde yer alan bir tepede konumlu Gergeti Trinity Kilisesi’ne ulaşmam yaklaşık 70 dakika sürüyor.

Keyfe daldığım için araç yolundan biraz yürüyüp Kazbegi dağı arkada, önde kilise olacak şekilde fotoğraf çekmeyi unutuyorum. Fotoğraflarıma bakarken kilisenin yakından da fotoğrafının olmadığını fark ediyorum. En azından video çekip anın tadını çıkarmıştım diye avutuyorum kendimi. Kiliseyi ve etrafı gezip manzaranın tadını çıkarıyorum 40 - 50 dakika kadar. Kilisenin biraz aşağısında bulunan tuvalette elimi yüzümü yıkayıp üstümü değiştirdikten sonra dönüş aracını kaçırmamak için geldiğim yoldan dönmeye koyuluyorum.

Tiflis’e gelmeden güzel bir araştırma yapmış olsaydım Kazbegi’nde bir gece kalıp bölgeyi  keşfetme imkanı bulabilirdim. Evdeki hesap çarşıya uymadığından merkeze döndüğümde Tiflis’e giden minibüsün arkasında üzerimi değiştirip araca biniyorum. Daha sonra kalabalık bir kafile gelince şoför diğer araca geçmemi istiyor. Yolculardan biri öyle tercüme ediyor. İçimden söylenerek diğer araca geçiyor ve çantamı koltuğa bırakıp dışarıda beklemeye başlıyorum. Boş boş etrafa bakınırken yanıma gelen birisi nereli olduğumu soruyor. Türk olduğumu söyleyince Türkiye’de Rize’de çay fabrikasında çalıştığından, ülkemizi sevmesinden, şimdi ise önünde bulunduğumuz otelde aşçılık yaptığından bahsediyor. Laf lafı açıyor biraz sohbet ediyoruz ve gitme zamanı gelince minibüse biniyorum. Minibüs, indirildiğim minibüsten önce kalkıyor ve içimin yağları eriyor. Kazbegi’nden Tiflis’e dönüş yolculuğu yaklaşık 2 saat 40 dakika kadar sürüyor.

Tiflis’te son gece

Tiflis’te minibüsten indikten sonra metro ile Özgürlük Meydanı’na gidiyor ve yemek yemek için kendime bir yer bakıyorum. Geçen akşamlar olduğu gibi kafama yatan bir yer bulamayınca her zaman gittiğim restorana gidiyorum. Yer bulamayınca bir tur atıp tekrar dönüyorum ama gene yer bulamayınca tek başına oturanlardan birinin yanına gidip son gecem olduğunu, mekanı ve müziklerini sevdiğimi söyleyip yanına oturup oturamayacağımı soruyorum. Oturabilirsin dedikten sonra  teşekkür edip oturuyorum.

İsmine E. diyelim. Kendisi Avusturya vatandaşı ve motosikletle dolaşıyormuş. Gürcistan’dan önce Türkiye’yi baştan başa motosikletle gezmiş. Şırnak, Hakkari ve Van şehirlerine gittiğinden, ülkemizden bahsediyor. Terörist bile gördüğünü söylüyor. Bir keresinde de Doğu Anadolu'nun bir şehrinin köyünde yolda giderken motosikletinin önüne asker atlamış ve neden orada olduğunu, bu bölgede bulunma amacını sormuş. Bulunduğu yerin yasak bölge olduğunu, oradan gitmesi gerektiğini söylemişler. O da yoluna devam etmiş. Türkiye’den İran’a geçmeyi planlıyormuş ama sınırda 80 € ya da daha fazla para istedikleri için rotasını Gürcistan’a çevirmek durumunda kalmış. Gürcistan’ın da sınır bölge köylerine gitmesinden, insanların kendisini evlerine davet etmelerinden bahsediyor. Şehirlerden çok şehir dışında yer alan yerleşim yerlerini beğendiğini, dillerini bilmesen bile insana daha sıcak davrandıklarını söylüyor. Sohbet esnasında söylediğim yemek yerine başka bir yemek geliyor ama sorun etmeyip umduğumu değil bulduğumu yiyorum. Ben yemek yerken E. kalkıyor ve birbirimize iyi gezmeler diliyoruz.

Yolculuktan ve yürüyüşten dolayı yorgun olsam da müzik ve sohbet bunları unutmamı sağlamıştı. Bir süre müzik dinledikten sonra da ben kalkıyorum. Hesabı öderken yarın yine bekleriz dediklerinde ülkeme döneceğimi söylemem üzerine o zaman bir daha gelirsin diyorlar ve vedalaşıyoruz. Hostele döndüğümde suyun gelmiş olduğunu görünce çok mutlu oluyorum. Duşumu aldıktan sonra güzel bir uyku çekiyorum.  

Tiflis’te son gün

Çantamı hazırlayıp hostelden çıkışımı yapıyor ve çantamı resepsiyona bırakıyorum. Uçağım öğleden sonra olduğu için şehirde biraz daha dolaşabilecektim. Görevliden havalimanına giden otobüsün ücretini ve saatlerini öğrendikten sonra gezmek fırsatını bugüne bıraktığım Rike Park’a yollanıyorum. Köprüden önceki son çıkış gibi, Tiflis’i terk etmeden son bir kahvaltı olarak 2 tane değişik Kachapuri alıyorum. Abarttığım için ikisini bitiremiyorum ama atmak istemediğim için olur da kedi ya da köpek ile karşılaşırsam diye elimde tutuyorum. Rike Park’a Barış Köprüsü’nden geçerek ulaşıyorum. Pazar günü güneş de tepede olduğu için etrafta pek kimse yok. Parktan Narikala Kalesi'ne funiküler ile gidilebiliyor. Kullanmadığım için fiyatını bilmiyorum. Parkta satranç oynamak isteyen için büyük bir oyun tahtası ve taşları bulunuyor. Sabah ve akşam yürüyüş için oldukça güzel bir yer. Parkı dolaştıktan sonra şehir merkezinde gitmediğim yerlere gidiyorum. Gördüğüm bir kediye de kalan kahvaltımı veriyorum.

Daha sonra otobüse ayırdığım para dışında kalan son paramla bir yerde oturup kahve içiyor, yoldan geçenleri izliyorum. Gitme saati yaklaşınca hostele gidip çantamı alıyor ve havalimanına gitmek üzere Özgürlük Meydanı metro istasyonuna doğru yollanıyorum.

Şehir Merkezi’nden Havalimanı’na Ulaşım

Hostelde resepsiyonistlerden biri Shota Rustaveli Tiflis Havalimanı’na 37 nolu otobüs ile gidebileceğimi söylemişti ve otobüsün Özgürlük Meydanı metro istasyonun önünden geçtiğini söylemişti, bir diğeri ise başka bir yeri tarif etmişti. Bu yüzden metronun önüne gelince birine daha soruyorum ve başka bir yere yönlendiriyor beni, diğer tarafa gidince sorduğum başka biri beni yine metro önüne yolluyor. Bunun üzerine metro istasyonu önündeki otobüs durağında beklemeye karar veriyorum. Otobüsü beklerken 50 - 55 yaşlarında bir kadın yanıma yaklaşıp İngilizce nerelisin diye soruyor. Türk olduğu söyleyince Türkçe Türkiye’de bir süre çalıştığını, daha sonra Tiflis’e döndüğünü, burada yapılacak çok iş olmadığından Türkiye’ye gidecek parayı biriktirmeye çalıştığından bahsediyor. Otobüsüm geldiği için muhabbetimiz sonlanıyor ve otobüse biniyorum. Ücret 0,50 Lari.

Dilerseniz makineye para atabilir, dilerseniz kartınızı okutabilirsiniz. Ben para atıyorum ama çıkan fişi almıyorum. Diğer yolcuların fişlerini elinde tuttuğunu görünce benden sonra otobüse binen amcanın elindeki iki fişten birini alıyorum biletin birinin benim olduğunu söyleyerek. Otobüste bilet kontrolü yapıldığı için bileti almak ve saklamak gerekiyor. Otobüse binmemden 25 dakika kadar sonra otobüs bozuluyor ve durakların birinde bütün yolcularla birlikte inmek zorunda kalıyorum. 15 dakika kadar burada bekledikten sonra gelen başka bir otobüse biniyoruz. Koleksiyonum için olan paralar dışında yanımda Lari yoktu, zaten Gürcüler de otobüsün bozulduğunu söyleyip biletlerini göstermişti otobüse binerken. Ben de biri sorarsa öyle yapacaktım, neyse ki kimse bir şey sormuyor. Bu yolculuk da 15 dakika sürdü. Araç bozulmasaydı şehir merkezinden havalimanına yaklaşık 40 dakikada varmış olacaktık. Uçağımı kaçırmasam da erken çıkmakla iyi yapmışım diye düşünüyorum.

Havalimanı küçük, şirin bir yer. İçinde birkaç restoran ve kafe bulunuyor. Atatürk Havalimanı’ndaki gibi biletimi alabileceğim kiosk bulunmadığı için bir süre kontuarın açılmasını bekliyorum. Biletimi aldıktan sonra lounge’a girip bir şeyler içiyor ve uçağa yollanıyorum. Uçağa binerken Thy’nin upgrade yaptığını, ekonomi yerine business uçacağımı öğreniyorum. Kısa süreliğine de olsa ilk defa business sınıfta uçacaktım. Koltukların konforu, yemeklerin tadı ikramlar ile bir olunca oldukça memnun kalıyorum. Ayak boşluğu başlı başlına yeterli zaten. Keşke sürekli upgrade yapsalar diye geçiriyorum içimden.

 
Notlar:  

- Tiflis tren garından Old Town bölgesine taksi ile ulaşım yaklaşık 5 Lari. (Tutardan tam emin değilim.)
- Tiflis Şehir Merkezi’nden havalimanına Özgürlük Meydanı metrosu önünden 37 numaralı otobüs ile gidilebiliyor. Ücret 0,50 Lari. Süre 40 dakika kadar.
- Mtskheta’ya ulaşım Didube metro istasyonun olduğu yerden sağlanıyor. Apotheka tabelasının arkasındaki minibüslerle sağlanıyor. Binmeden önce Cash Desk’ten 1 Lari’ye bilet alınmalı ve minibüsten inerken şoföre gösterilmeli. Yolculuk 20-22 dakika kadar sürüyor.
- Mtskheta’dan Jvari Monastery’ye ulaşım taksi ile 15 Lari.
- Kazbegi’ne ulaşım Didube metro istasyonun olduğu yerden sağlanıyor. Apotheka tabelasının arkasındaki minibüslerle sağlanıyor. Cash Desk’e birkaç dakika uzaklıkta minibüsler. Ücret 10 Lari. Minibüse binince toplanıyor. Yolculuk 3 saat kadar sürüyor.
- Kazbegi merkezden Gergeti Trinity Churh’e ulaşım yürüyerek 70 dakika kadar sürüyor.