PHNOM PENH / KAMBOÇYA
2.BÖLÜM

Yazılış:
10.07.2016

Siem Reap’ten Giant Ibis otobüsüyle 6 saat kadar süren bir yolculuktan sonnra varıyorum başkent Phnom Penh’e. Otobüsün ofisi, yani son durağı Sisowath Quay’e yakın bir yerde bulunuyor. Kalacağım yer buraya yakın olduğundan yürüyerek gitmeye karar veriyorum. Hava sıcak olduğu için gölgeden gölgeden, restoranların önünden geçerek yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüşten sonra varıyorum hostelime. Yerleştikten ve biraz dinlendikten sonra resepsiyondan harita ve gidilecek yerler konusunda bilgi alıp başkenti keşfe çıkıyorum.

Öğle yemeği yemeye fırsat bulamadığım için karnım zil çalıyordu. Bir şeyler atıştırabileceğim, hoşuma gidebilecek bir yer bakıyorum yürürken. Ara sokakları keşfederken köşe başında kalabalık bir restoran görüyorum. İçeri giren çıkan çok insan olduğundan ben de girmeye karar veriyorum. Yemek olarak sığır etli noodle söylüyor ve oturuyorum bir sandalyeye. Restoran diyorum ama üzeri tentelerle kapatılmış, etrafı açık bir yer burası. Masada kalan kemikler, peçeteler vb. şeyler çalışanlar tarafından yere atılıyor daha sonra temizlenmek üzere. Yemeğim geldiğinde herkeste içecek gördüğüm için onların içtiklerinden istiyorum. Yemeğe başladıktan sonra etin pembe olması üzerine yemeği getiren kişiye yemeğin sığıra etli olup olmadığını soruyorum. Öyle olduğunu söylemesine rağmen tatmin olmuyor ve biraz daha inceliyorum. Yemeği incelerken göz göze geliyoruz ve tekrar sığır etli diyor ama yanıma gelince içinde domuz eti de olabileceğini söylüyorum. Tamam içerisinde domuz eti de bulunuyor diyerek yemeği önümde alıyor ve aşçı ile konuşup sadece sığır etli yaptırıp getiriyor.

Aksiliklere rağmen Phnom Penh’teki ilk yemeğimi  oldukça başarılı bulduğumu söylemeliyim. Bir yandan yerken bir yandan da etrafı izliyorum. Müşterilerin çoğunun tavuk bacağı yemeği yediğini, dışarıda da koca koca buz kalıplarının el arabası ile taşındığı gözüme çarpıyor. Neyse ki benim içeceğimdeki buzlar kırılmış değildi. Noodle ve yeşil çaya toplam 1,5$ ödüyorum. Siem Reap gibi burada da her yerde Dolar ve Riel olarak ödeme yapılabiliyor. Siem Reap’teki fiyatlardan sonra oldukça ucuz geliyor. Nedense burayı gezerken kendimi Uzakdoğu Asya’da hissedebiliyorum. Siem Reap’te bir türlü böyle hissedememiştim.

Kamboçya'daki yediğim ilk noodle
Pazar girişi

Yemekten sonra sokağın karşısında yer alan pazara gidiyorum. Burada da etler, balıklar ve diğer ürünler Siem Reap’te olduğu gibi açıkta satılıyor. Balığın birini sudan çıkartıp kafasına vurup bayıltıyor, önündeki balığı kesmeye devam ederken bayılttığını bekletiyordu balıkçılardan biri. Kimisi de tezgahta otururken etlerin üzerine konan sinekleri kovmakla uğraşıyor. Yemekten hemen sonra gelmeme rağmen kendimi kötü hissetmiyorum.

Pazarı dolaşıp çıktıktan sonra ilk olarak kaldırımda 4 – 5 adamın elleriyle badmintona benzer bir oyun oynamalarını, sonra onların 10 metre ilerisinde 2 çocuğun kaleden kaleye şut çekmesini izliyorum. Onları izlerken nereye gitsem diye düşünürken telefonumdan haritaya bakıyorum. Wat Phnom’a yakın olduğumu görünce oraya gitmeye karar veriyorum. Güney taraftan kuzeye doğru ilerlerken sol taraftan –araçların gidiş yönünden- yürüyorum. İnsanları içeride yürürken, otururken görüyorum ama bir türlü girişe gelemiyorum. Sol yerine sağdan yürüseymişim hemen girişe gelecekmişim ama uzun yolu tercih etmişim.

Giriş Kamboçya vatandaşlarına ücretsiz, turistlere ise 1$. Bu tapınak 14.yy’da selden sonra nehirde yüzen bir ağacın içinde 4 tane Buda heykeli bulunması üzerine yapılmış. Tapınağa merdivenlerden çıkarak ulaşılıyor. İçeriye ayakkabılarla girmek yasak olduğu için girişte ayakkabıları çıkartmak gerekiyor. Tapınağın girişinde yerde oturan çocuk, ayakkabıları sıraya koyuyor ve çıkışta ayakkabılarımı düzeltip bahşiş istiyor. Çıktıktan sonra biraz sohbet ediyoruz ve fotoğrafını çekmemi isteyip poz veriyor. Wat Phnom’un bahçesinde 1 adet büyük bir saat bulunuyor. Ayrıca burada yaşayıp gezen maymunlar da bulunuyor.

Yol yorgunu olduğumdan ve araştırma yapmam gerektiğinden buradan  hostelime dönmeye karar veriyorum. Yolda Central Market’e uğruyorum ama kapandığı için içine giremeyip etrafını biraz dolaşıyorum. Hostele vardığımda odanın anahtarı kapıyı açmadığı ve resepsiyonda yedek anahtar olmadığı için başka odaya transfer oluyorum. İlk gece Bangkok’ta yaşayan 2 Vietnamlı ile kalıyor, sonraki 2 gece ise tek başıma kalıyorum. Sanırım anahtarın çalışmaması işime yaradı. Kaldığım yer sırt çantalı turistler açısından biraz meşhurdu çünkü Siem Reap’te tanıştığımız Alman burada kalmıştı. Siem Reap’te tapınakta tanıştığımız bir İtalyan ile de başkenti gezerken karşılaşmış ve burada kaldığını öğrenmiştim.

Dinlenip akşamı sabah ettikten sonra Özgürlük Meydanı’na gitmek üzere hostelden çıkıyorum. Buraya kadar kahvaltı yapmak için içime sinen bir yer bulamamıştım. Bu yüzden Meydanı biraz dolaştıktan sonra Aeon Alışveriş Merkezi’ne yollanıyorum.

Yürürken önünde bir sürü motosiklet bulunan bir restoran görmem üzere girip oturuyorum bir masaya. İnsanlardan ziyade motosikletin çok olması karar vermemi sağlıyor sanki. Restoranın önünde tente olmasına rağmen dört duvarı bulunuyordu. Yanımda oturan kişiden kahvaltı için tavsiye isteyip Kamboçyalıların kahvaltıda neler yediklerini soruyorum. Siem Reap’teyken noodle yediklerini öğrenmiştik ama başka birine daha sormaktan bir zarar gelmez diye düşündüm. Bir noodle adı söyleyip kahvaltıda genelde ondan yediklerini söylüyor. Ricam üzerine benim için sipariş veriyor. Mimar olduğunu söyleyip benim neler yaptığımı, neden buraya geldiğimi, ülkesi hakkındaki izlenimlerimi soruyor. Sorularına cevap verdikten sonra hostelde “Çantanızı yola bakmayan tarafta taşıyın.” tarzında birkaç yazı bulunduğunu söyleyip şehrin güvenli olup olmadığını soruyorum. Geçmişten dolayı çok fakir insan olduğunu, ülkenin her yanından başkente göç olduğunu, bundan dolayı da hırsızlıklar olabildiğini söylüyor. Yavaş yavaş ülkenin daha iyi yerlere ulaşacağını da ekliyor.

Kahvaltıyla birlikte yeşil çayım geldiğinde bir şey içerken içinde kırılmış büyük buz parçalı olanları tercih etmememi tavsiye edip, çayımdaki buzların küçük buz olduğunu gönül rahatlığıyla içebileceğimi söylüyor. Büyük buz parçaları hijyenik olmayan araçlarla taşınıp kırıldığı için böyle söylüyorum, diyor. Daha önceden gördüğüm için dikkat etmeye çalışacağımı söyleyip teşekkür ediyorum. Kahvaltısını bitirince bana iyi eğlenceler dileyip kalkıyor. 5 dakika kadar sonra da 2,5$ hesabı ödeyip ben kalkıyorum. 

10 dakika kadar yürüdükten sonra alışveriş merkezine varıp içerisini dolaşıyorum. Alışveriş yapmak isteyenler için güzel bir yer ama ben giyim mağazaları yerine süpermarketi dolaşıyorum. 100 gr. Ahtapot 0,54$ (1,5TL diyelim kabaca), kalamar 0,89$ (2,7TL), büyük karides 1,70$ (5TL). Kalamar ve karides fiyatları büyüklüklerine göre değişiklik gösteriyor. Bu alışveriş merkezinin girişinde Starbucks bulunuyor. Ücretsiz wifi olduğundan kahve alıp araştırma yapıyor, insanları izliyorum. Şehirde motosiklet ve bisiklet kullanan çok insan olduğu için onları düşünüp değişik bir poşet yaptırmışlar. Poşet bardağın altından geçiriliyor ve üste doğru çekiliyor. Üste geldiği zaman da tutma yerinden tutup bardağı taşıyabiliyor, motosiklet veya bisiklete asabiliyorsunuz. Sokak satıcılarında bunun değişik versiyonları bulunuyor.

Kahveden sonra Russian Market’i (Rus Marketi’ni) -Phsar Toul Tom Pong da deniliyor- dolaşmaya gidiyorum. Girişte 1$’a 2 adet ananas alıyorum. Şu ana kadar her yerde 1$’a 1 tane almıştım, fazla ananas aldığım için biraz seviniyorum. Russian Market’ine genelde hediyelik eşya almak için geliniyor. Beni cezbeden bir şey olmadığı ve alışveriş yapmak istemediğim için etrafa bakınmakla yetiniyorum. Yemek için dükkan sahiplerinin, çalışanların yemek yediği yerler (seyyar yemek arabaları) tercih edilebilir. Acıkmadığım için bir şeyler yemeye gerek duymuyorum, bu yüzden de tatları konusunda bir yorumda bulunamıyorum.

Burayı gezdikten sonra Tuol Sleng Genocide Museum'a (Tuol Sleng Soykırım Müzesi'ne), bir diğer adıyla S-21’e yollanıyorum. Yolda yürürken demir kapının ardında biraz uzakta bir tapınak görüyorum. Başta içeri girmiyorum ama birkaç adım attıktan sonra fikrimi değiştirip geri dönüyor ve  içeri giriyorum. İçeride bahçede koşuşturan, top ve başka türlü oyunlar oynayan öğrenciler görüyorum. Gördüğüm tapınağın adı Tuol Tompoung Pagoda. Okulun adı da Tuol Tompoung Primary School (Tuol Tompoung İlkokulu). Girdiğim taraftan baktığımda tapınağın etrafındaki demir kapılar kilitli olduğundan -girişi diğer taraftan olabilir ama o tarafa geçmediğim için bir şey diyemiyorum- içine giremiyorum. Çocukları gördükten sonra tapınağın içini görmemeyi dert ettiğim söylenemez. Futbol oynayan, daha doğrusu kaleye şut çeken çocuklar bunu çıplak ayakla yapıyor, kaleci de eldiven yerine terlikleri ellerine geçirmiş eldiven niyetine kullanıyor. Oynadıkları top plastik ya da halı saha topuna hiç mi hiç benzemiyor, ahşaptan yapılmışa benziyor.

Aniden yağmurun bastırması ile birlikte iki katlı binaya giriyorum. Merdivenlerden çıkarken beni gören her öğrenci gülümseyerek hi, hello! diyor. Ders anlatılan, öğretmen olmayan sınıflara girip biraz inceleme yapıyorum. Fotoğraf çekmek istediğimde bazı öğrenciler gülümsüyor, bazıları yüzünü saklıyor. Daha sonra yanlarına gidip fotoğrafları gösterince kendiliğinden poz vermeye başlıyorlar. O kadar tatlı, canayakınlar ki anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır. Öğrenciler utangaç oldukları için fazla konuşamıyoruz, yağmurun dinmesiyle de okuldan ayrılıp S-21’e yollanıyorum.

S-21 sesli anlatımlı bilet fiyatı 6$, normal bilet 3$. 15 adet dil seçeneği mevcut ama içlerinde Türkçe bulunmuyor. Verdikleri cihaz mp3 gibi bir şey. Yanında nerede, ne olduğunu gösteren, oraya vardığınızda cihazınızda hangi numarayı tuşlamanız gerektiğini gösteren küçük bir de harita veriliyor. Haritayı kaybetseniz de endişe edecek bir şey yok, olayların geçtiği yerlerde basmanız gereken tuşu belirten küçük tabelalar bulunuyor. Sesli anlatımla gezi yaklaşık 2-2:30 saat kadar sürüyor.

Kızıl Khmer Rejimi sırasında 1975’ten 1979 yılına kadar insanlar buraya getirilip türlü türlü işkenceler ile ajan oldukları itiraf ettiriliyormuş öyle olmamalarına rağmen. 1975 yılından önce burası okul olarak kullanılıyordu. Okul fotoğraflarıyla karşılaştırınca benzerlik daha da belli oluyor. İçeride buraya getirilen insanların fotoğraflarının bulunduğu müze, işkence yapılan odalar, hücre odaları, işkence aletleri yer alıyor. Vietnam ordusu başkente girdiğinde bazı evrakları yakamadan kaçmak zorunda kalmış buradaki askerler, yayınlanan resimler de o evrakların arasında bulunmuş. 12.000 – 20.000 arası insanın burada tutuklu kaldığı, işkence gördüğü, kimisinin gözaltındayken öldüğü,  kiminin de Killing Fields’e (Ölüm Tarlaları’na) götürülüp öldürüldüğü belirtiliyor. Vietnamlılar burayı bulduğunda sadece 12 kişiyi sağ bulabilmişti. Kurtulanlardan bir kişi yazdığı kitap ile burada bahçede kurulan bir standta duruyor. Dilerseniz yazdığı kitabı satın alıp imzalatabilir, fotoğraf çektirebilirsiniz. Kitabı satın almadığım ve yanına uğramadığım için ücretler hakkında bir bilgi veremiyorum.

Amerika Vietnam Savaşı sırasında Kamboçya’nın bazı bölgeleri de bombalanıyordu. Kızıl Khmerler bunu fırsat bilerek Amerika’nın başkent Phnom Penh’i bombalayacağını söyleyerek herkesin şehri tek etmesini sağlamıştı. Okulları kapatmış, eğitim gören, yabancı dil bilen, doktor, mühendis, keşiş ve diğerlerini ayırmadan insanları tarlalarda çalıştırmaya zorlamıştı. Her bölgenin belirli bir üretim seviyesine ulaşması gerekiyordu, bunun için de 16-20 saat kadar arası çalıştırıyorlarmış insanları. Yanlış hatırlamıyorsam yemek –yani pirinç- günde 1 ya da 2 defa veriliyormuş. Normal tarlalarda çalışanların durumu iyi olmadığı için önce onların kötü koşullardan etkilenip öldüğü söyleniyor. İşkence, zorla çalıştırılma, açlık, hastalık ve kötü olaylardan dolayı Pol Pot başbakanlığında nüfusun 4’te 1’i, yaklaşık 2 milyon insanın öldüğü –öldürüldüğü demek daha doğru olabilir- tahmin ediliyor. Kısaca S-21’de yapılanları, içeride bulunanları anlatmaya çalıştım. Phnom Penh’e yolu düşenlerin kesinlikle uğraması gereken bir yer. Bir de Killing Fields (Ölüm Tarlaları) var ama ona daha sonra değineceğim.

S-21’den sonra hostelime dönmeye karar veriyor ve yolda bir pastaneden bir çörek alıyorum. Hostelime döndükten sonra dün akşam Ölüm Tarlalarına birlikte gitmeyi teklif ettiğim Alman –adına S. diyelim-  ile mesajlaşıyor, yarın buluşmak için sözleşiyoruz. Henüz akşam yemeği yemediğimi, birazdan yemeğe gideceğimi söylediğimde S. de katılmak istiyor. Başkente yeni geldiği için biraz dinlendikten sonra Güzel Sanatlar Fakültesi önünde buluşmaya karar veriyoruz. Buluşma vakti geldiğinde ikimiz de farklı yerlerde beklediğimiz için birbirimizi bulmamız yaklaşık 10 dakikayı buluyor. Buluştuktan sonra birisinin ona arkadaşının nerede olduğunu biliyorum dediğini, ona inanmayıp teşekkür ettiğini ama beni tarif etmesine istinaden söylediğine inandığını anlatıyor. Buluşup tanıştıktan sonra noodle yapan bir yer arıyoruz, bulamayınca kalabalık bir restorana girip oturuyoruz.

Arka çapraz masamızdaki turistler, arka masamızdaki Kamboçyalı birinden yemek konusunda yardım istiyor. Onlara yardım edip oturduktan sonra S. ile birlikte biz de ondan yardım istemeye karar veriyoruz. Seve seve bize yardım eden kişinin adını hatırlamıyorum ama adına L. diyelim. Restoranın pirzolasının çok güzel olduğunu söyleyip pirinç ile birlikte sipariş veriyor bizim için. L. turistlere kendi sipariş ettiği yemeklerden bir parça uzatıp tatmalarını istiyor, yoğun ısrardan sonra içlerinden biri alıp yiyor. Onlardan sonra bize geliyor ve bizim de denememizi istiyor. Israrlara dayanamayıp tadına bakıp teşekkür ediyorum. Aklımda kurbağa bacağı diye kalmış ama yüzde yüz emin olduğumu söyleyemem, daha önce hiç tatmadığım bir şey olduğuna eminim sadece. Hem gezilerde yeni tatlar denemek istediğim hem de ısrarlara dayanamadığım için verdiği yiyeceği kabul etmiştim. Tadı fena değildi.

Tadına bakmamdan sonra nereli olduğumuzu soruyor. S., Alman, ben de Türk olduğumu söylüyorum. Türk olduğumu öğrendikten sonra oldukça canayakın davranıyor ve Mustafa adında güreşçi bir arkadaşı olduğunu söyleyip, telefondan resimlerini gösteriyor. Nasıl tanıştığımızı, nereye gideceğimizi soruyor. S. birkaç gün sonra Siem Reap’e gideceğini, ben de oradan geldiğimi söylüyorum. Sohbet esnasında bunu birkaç kere daha tekrar etmemize rağmen L.’nin söylediklerimizi tam anlamadığını düşünüyoruz çünkü Siem Reap’in güvenli olmadığını, onunla gitmemi, ona eşlik etmem gerektiğini söylüyor. Ayrıca, saat 10’dan sonra S.’nin dışarıda olmamasını, sokakların tehlikeli olabileceğini söylüyor. Kaldığı yere kadar eşlik edeceğimi söylüyorum ama bu konuşmayı da birkaç kere tekrar etmek durumunda kalıyoruz. L. masasına gittikten sonra arada gelip bizimle sohbete kaldığı yerden devam ediyor, sonra tekrar masasına geri dönüyordu. Biz de fırsat buldukça S. ile sohbet ediyoruz. Yemeğimiz geldikten birkaç dakika sonra L. yanımıza gelip yemeği beğenip beğenmediğimizi soruyor, beğendiğimizi söyleyince de mutlu olup masasına dönüyor.

Gezilerde her yediğim şeyin resmini çekmeme rağmen burada sohbetten dolayı yemeğin resmini çekmeyi unutuyorum. Yemekten sonra saat 10’a yaklaşırken L. tekrar yanımıza gelip hadi saat geç oluyor, 10’u geçiyor diyerek bizi uyarıyor. Biz de tabi, haklısın, birazdan kalkıyoruz diyerek geçiştiriyoruz kendisini. Yemekten sonra da S.’e kaldığı yere kadar eşlik ediyorum kaldığımız yerler yakın ve saat geç olduğu için.

Akşamı sabah ettikten sonra buluşup kahvaltı yapacak bir yer arıyoruz kendimize. Yine kalabalık bir yer arıyoruz ve gördüğümüz ilk kalabalık restorana giriyoruz. Kahvaltı olarak amok, pirinç ve noodle sipariş veriyoruz. Türkiye’de restoran masalarında nasıl su bulunuyorsa, burada da yeşil çay bulunuyor. Daha önce ikimiz de Central Market’in içine giremediğimiz için kahvaltıdan sonra oraya gidiyoruz. Alışveriş üzerine bir yer olduğu ve alışveriş yapmayı düşünmediğimiz için bir kapısından girip diğerinden çıkıyoruz.

Çıktıktan sonra Choeung Ek Genocidal Center’a –Killing Fields'a (Ölüm Tarlaları’na)- gitmek için tutukçulara ayrı ayrı fiyat soruyoruz. Sabah hostelimin önündeki tuktukçu gidiş-dönüş için 15$ istemişti. Sadece bilgi amaçlı sorduğumuz için yolumuza devam etmiştik. Yaptığımız sıkı pazarlıkla 12$’a anlaşıyoruz sorduklarımızdan biriyle. Aslında 15$ normal bir fiyattı, o fiyatı vermeye de razıydık ama pazarlık yapmak hoşumuza gittiği için pazarlık yapmıştık. Ölüm Tarlaları’na yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor. Bilet fiyatı sesli anlatımlı 6$, normal bilet 3$. S-21’deki gibi burada da sesli anlatımlı tercih edilmeli. Olayların geçtiği yerlerin önüne gelince tabelada yazan numarayı tuşlayarak oradaki olay hakkında bilgi alınıyor. Yanlış hatırlamıyorsam burada da cihazla birlikte küçük bir harita veriliyordu.

Buranın her karışı başlı başına acı verici olsa da içlerinden en acısı Killing Tree (Ölüm Ağacı ya da Öldürme ağacı) bana göre. Bebekleri bu ağaca çarparak öldürüyorlarmış. Ağacın hemen yanındaki yerde 100’e yakın (sayısını tam hatırlamıyorum) anne ve çocuk kalıntıları bulunmuş. Ölüm Tarlaları denilen bu bölge eskiden Çin mezarlığı olarak kullanılıyormuş, hâlâ içeride birkaç mezar taşı bulunuyor. Vietnamlılar Kamboçya’yı işgal edip Kızıl Khmerleri devirdikten sonra bu bölgeye yakın yerde oturan bir kişi terk ettiği evine dönerken bu alanda yapılan değişiklikler gözüne çarpıyor ve burası bulunuyor. Çok yağmur yağdığı zaman kemikler, kıyafetler ortaya çıkabiliyor. Bundan dolayı bazı yerler çit ile çevrilmiş. Burayı gezdikten sonra film saatine denk gelirseniz 10 dakikalık kısa bir film yayınlanıyor. Dili İngilizce. Sesli anlatım ile burayı gezmek yaklaşık 1 saat 45 dakika sürüyor. Her yeri gezdikten sonra geldiğimiz tuktuk ile Royal Palace’ın olduğu yere geri dönüyoruz.

Killing Tree (Ölüm ya da Öldürme Ağacı)

Gelecek nesillere yaşananları hatırlatmak amacıyla yapılan anıt

Vaktimiz olduğundan Royal Palace’a gidelim diyoruz ama şort ve askılı giysi ile girmek yasak olduğu için kaldığım yere gidip Siem Reap’te aldığım bol keten pantolonu S.’e veriyorum, sonra da Royal Palace’a gidiyoruz. Giriş bilet fiyatı 6$. Her yerin içine giremediğimizden ya da ilgimizi çeken çok bir şey olmadığı için burasının pek hoşumuza gittiğini söyleyemiyorum. Verdiğimiz paraya da acıyoruz bir bakıma. Bangkok’taki tapınakların, sarayların bir nebze daha güzel olduğunu düşünüyorum.

Çıktıktan sonra yemek yemek için dün noodle yediğim yere yollanıyoruz. Yollanıyoruz diyorum ama sokakları karıştırdığım için aynı yeri bulmam yaklaşık 15 dakikayı buluyor. Neyse ki S. anlayışlı biri. Dünkü gibi sığır etli noodle istememe rağmen yine domuz etli ve sığır etli olarak geliyor yemeğim. Tecrübe kazandığım için bu durumu garsona söylüyorum. S. ben yerim diyerek alıyor, bana da sadece sığır etli olanı geliyor. Yemekten sonra açık pazarı gezmek isteyip istemediğini soruyorum. Yemekten kalktığımız ve midesinin kaldırmayabileceğini düşünerek karşılaşacağı durumu söylemeyi ihmal etmiyorum. Tamam demesi üzerine pazarı geziyoruz. Gezerken kardeşinin burayı gezmesinin imkansız olduğunu söylüyor. 

Pazar küçük bir alanı kapladığı için bir uçtan bir uca gitmesi fazla sürmüyor. Diğer taraftan çıktıktan sonra Wat Phnom’a gidelim mi diye soruyorum ama başkentte bir süre daha kalacağını söyleyip sonra giderim diyor ve bir kafeye gidip sohbet ediyoruz. Sohbetten sonra S.’nin çantasını alıp eşyalarımı almak için benim kaldığım hostele gidiyoruz. Ben havalimanına gidecektim, S. de couchsurfing’ten ayarladığı kişinin yanına gidecekti. Eşyalarımızı aldıktan sonra önce Russian Market’in 1 km. yakınına, oradan da havalimanına gideceğimizi söyleyerek sıkı bir pazarlığa girişiyorum hostelimin önündeki tuktukçuyla. Anlaşamayınca biraz yürüyor ve başka birine gideceğimiz yerleri söyleyip 6$’dan biraz fazla paramız olduğunu söylüyorum ama 7$’da mutabık kalıyoruz. S. pazarlık yapmama hayran kaldı diyebilirim.

Bazen 1 - 2$ için pazarlığa gerek yok diye düşünsem de gezilen yerler çoğaldıkça bu küçük meblağların önemi olduğunu hatırlatıyorum kendime ve gittiğim yerlerde pazarlık yapmaya devam ediyorum. Havalimanına giderken süreyi tutmadığım için yolculuğun tam olarak ne kadar sürdüğünü söyleyemesem de aşağı yukarı 40 dakika, 1 saat arası sürüyor diyebilirim.

Notlar:
- Para olarak Amerikan doları ve Kamboçya Riel'i kullanılıyor. 
- Wat Phnom giriş ücreti 1$.
- S-21 yani Tuol Sleng Genocide Museum (Tuol Sleng Soykırım Müzesi) sesli anlatımlı bilet 6$, normal biilet 3$.
- Choeung Ek Genocidal Center yani Killing Fields (Ölüm Tarlaları) tuktuk ile 12$. Sesli anlatımlı bilet 6$, normal bilet 3$.
- Şehir merkezinden Phnom Penh Uluslararası havalimanına tuktuk 7$. Pazarlık kabiliyetinize göre fiyat değişiklik gösterebilir.