BEYRUT & BAALBEK
LÜBNAN

2. Bölüm
Yazılış:
09/10/2015
Güncelleme:
26/12/2015

Sabah B. ile erkenden Lübnan’ın Bekaa Vadisi’nde yer alan Baalbek’e gitmek üzere yola çıkıyoruz. Önceliğimiz bir yerlerde kahvaltı etmek. Kaldığımız yerin üst sokağında bir restoranı kalabalık görmemiz üzerine içeri giriyoruz. Herkes pide gibi bir şey aldığı için biz de ondan istiyoruz. Kaşarlı pidenin içine salatalık, defne yaprağı, domates koyuluyor, sonra dürüm şeklinde sarıp veriliyor. Beyrut’a yolunuz düşerse bundan yemeden geçmeyin. Bunu yapan bir yeri kolayca bulabileceğinizi düşünüyorum.

Kahvaltımızı yapıp kalktıktan sonra ödediğim parayı telefonumdaki notlara yazıyorum. Seyahate ilk başladığım zamanlar hariç gittiğim her seyahatte bunu yapıyorum. En azından nereye ne kadar para harcadığımı bilmiş oluyorum ve gittiğim yer ile ilgili yazı yazarken anımsaması kolay oluyor. B. harcadığım tutarları not aldığımı görünce hesapları kimin ödediğinin sorun olmayacağını, ne de olsa benim yazdığımı söylüyor. Baalbek’e giden dolmuşların kalktığı yer olan Airport Bridge’e gitmek için sahil yolundan dolmuşa biniyoruz.

Kaldığım yerdeki görevlinin Baalbek'e giden minibüsler için çizdiği harita

Yaklaşık 15 dakika gittikten sonra Beyrut’un gördüğüm yerlerine pek benzemeyen bir yerde dolmuş ücreti olan kişi başı 1000’er LBP verip iniyoruz. Beyrut’ta dolmuş ücretleri inerken veriliyor. Oteldeki görevli, Baalbek’e giden dolmuşların olduğu bölgenin Taliban bölgesi olduğunu söyleyip buralarda çok dolaşmamamızı söylemişti. Gideceğimiz yer uzak olduğundan direkt dolmuşa biniyoruz. 15-20 dakika bekleyip müşteriler geldikten sonra yola koyuluyoruz.

Yolda kontrol noktaları var ve nöbet tutan polis ya da askerler içeri baktıktan sonra geç diye başlarıyla işaret ediyorlar. İtiraf etmeliyim ki yolculuk uzun olmasına rağmen güzel geçiyor. Kâh bayır yukarı çıkıyor, kâh bayır aşağı iniyoruz. Böylelikle Beyrut’un başka bir yüzünü görmüş oluyoruz. Yaklaşık 2 saat süren yolculuk sonrasında Baalbek’e varıyoruz. İnerken geliş ücreti olan kişi başı 6’şar bin Lbp’yi veriyoruz ve dönüş konusunda bir bilgimiz olmadığı için şoförden saat 3:30 - 4:00 sularında bizi almasını istiyoruz. Yolculukta bir kere fırın gibi bir yerde ekmek almak için durmuştuk ama biz tam anlamadığımızdan ve minibüsü kaçırmak istemediğimiz için inmemiştik. Yolculuk süresince tuvalet molası verilmediğini de belirtmekte fayda var. İndikten sonra sütunlara ve tapınaklara bakarken kendimizi girişi olmayan bir yerde buluyoruz ve geldiğimiz yoldan geri dönüp girişin olduğu tarafa yollanıyoruz.

İçeriye girmeden önce bir yere girip yemek yemeye karar veriyoruz. Girişe yakın bir lokantaya giriyor ve pide söylüyoruz. Pidenin tadı ülkemizdekiyle aynı sayılır ama ülkemizden farkı küçük küçük yapılması. Pidenin fiyatı 8 bin Lbp. Yemeğin yanında Coca Cola istiyor B. ve yurt dışında yediği her yemeğinde yanında Coca Cola içtiğini belirtiyor. Tadı dünyanın her yerinde aynı olduğu ve vücudu bağışıklık kazandığı için yediği yemeklerin yanında kola içerek midesinin bozulmasını engelliyormuş.

Yemeğimizi yiyip, biletlerimizi aldıktan sonra tapınağa giriyoruz. Müzeye giriş ücreti 15 bin Lbp / 10$. Girdikten sonra biletinizi atmayınız çünkü çıkarken bilet koçanının bir kısmını kopartıyorlar. Girişten biraz ilerledikten sonra hemen sağda bir tuvalet var. Belirli bir ücreti yok, ne kadar verirsen diyor görevli. Para vermek istemezseniz, içeride büyük tapınağın arka tarafında ücretsiz tuvalet var. Her ne kadar görevli olmasa da kirli değil.

İçeri girdiğimizde etkilenmemek işten bile değil. Asırlar önce yapılan, yaşanılan bir yere girmiştik ve onların yürüdüğü yerlerde yürüyorduk. Etrafı izleyip resim çekerken, kepleriyle fotoğraf çektiren kalabalık bir öğrenci grubu görüyoruz. Bu konuya daha sonra değineceğim. İçeriyi dolaşırken tapınağı karşıdan gören bir yere çıkıyoruz ve tapınağı yukarıdan izlemenin keyfini çıkartıyoruz.

Manzaranın keyfini çıkartırken Türkçe konuşmalar duymam üzerine B.’ye Türkler her yerde diye takılıyorum. Hollanda’da çok var diye beni kızdırmaya çalışıyor. Dinlenmemiz bittikten sonra aşağı inip tapınağın yanına gidiyoruz ve Türklerin kafilesini görüyoruz. Neredeyse sadece Türkler var burada. Bunun nedenini biraz öne bahsettiğimiz öğrencilerden öğreniyoruz. Baalbek, Suriye sınırına yakın Bekaa şehrinde olduğundan ve basında çıkan haberlerden dolayı turistler buraya gelmekten korkuyormuş. Burada olduğumuz süre boyunca herhangi bir sorun ile karşılaşmıyoruz.

Biraz fotoğraf çektikten sonra yürümeye devam ediyoruz. Gördüğümüz yüksek bir kayanın üzerine çıkıyoruz ama yükseklik korkum baş gösteriyor ve kenarlara fazla yaklaşamıyorum. Kenardan uzakta kepli öğrencilerin drone ile kendilerini videoya çekmesini izliyoruz. Bir süre onları izleyip B. ile sohbet ettikten sonra aşağı inip müzeye doğru yollanıyoruz. Müzenin içerisinde o döneme ait eşyalar bulunuyor ve kraliçenin kemikleri camekanda sergileniyor. Müze tapınaklar bölgesinde kaldığı için girişte ekstra bir ücret ödenmiyor. Müzeden çıkınca restorasyon yapılan bir tapınak daha görüyoruz ama yasak olduğundan içine giremiyor, iskelelerin oradan göz atmakla yetiniyoruz.

Çıkışa vardığımızda biletlerimiz isteniyor ve bir kısmı kopartılıyor. B., Hizbullah tşörtü almayı çok istediği için seyyar satıcılardan birinin yanına yanaşıyoruz. Burada içerideki öğrenci kafilesiyle karşılaşıyoruz ve tşört almamasını, pahalı sattığını, kendilerinin bile almadıklarını, almayacaklarını söylüyorlar. Almak istememelerinin nedeni pahalılığından değil, Hizbullah’ın olmasından. Bir süre onlarla sohbet ediyoruz. Kameraya çeken kişinin ünlü bir yönetmen olduğunu  ve mezuniyet videolarını çektiğini anlatıyorlar. Onlarla dönmek keyifli olabilir düşüncesiyle şehre dönüp dönmeyeceklerini, araçlarında yer olup olmadığını soruyoruz. Şehre dönmeyeceklerini söylüyorlar ama gene de bizi kırmayıp öğretmenlerine soruyor içlerinden birisi ve Suriye sınırında bir yere kampa gittiklerini, geceyi orada geçirecekleri cevabını getiriyor bize. Kibarca reddettiklerini düşünüyoruz. Öğrenciler ile olan sohbetimizde birçoğunun Türkiye’ye tatile geldiğini öğreniyoruz. Anlattıklarına bakılırsa ülkemize aşina oldukları belli oluyor. Ayaküstü sohbet ettikten sonra dolmuşumuzun gelmesine vakit olduğundan dolayı hediyelik eşya dükkanlarından bir şeyler bakmak üzere öğrencilerle vedalaşıyoruz, onlar da servislerine binip kamp yerine doğru gidiyorlar. 

Bu bölgenin bir özelliği de insanların size sürekli gömü buldum, çok değerli antika paralarım var ama istersen sana ucuza verebilirim demeleri. Paralar gerçekten de antika olabilir ama biz almamayı tercih ediyoruz. B. kız arkadaşına ve ailesine birkaç hediye alıyor, ben kendime magnet almakla yetiniyorum. Hediyelerimizi aldıktan sonra yemek yemek için Arcada isminde kafe/restoran tarzı bir yere giriyor ve falafel siparişi veriyoruz. Beyrut’taki ilk falafelim ve başarılı buluyoruz. B. haftaya İstanbul’a geleceğini söylemişti.  Gitmesi gereken yerlerin yazılı olduğu listeyi göndermek için mail adresini alıyor, mail ve telefon bilgilerimi veriyorum. İstanbul’a geldiği zaman buluşup etrafı gezdiriyorum. Her yerde Türklerin olduğunu söylerken kendisini Türkiye’de buluveriyor.

Yemekten sonra minibüsün gelme süresi yaklaşınca kafeden kalkıyor ve durağa gidiyoruz. Sabah şoför ile anlaşmıştık ama plakasını almamıştık, adamın simasını bile unutmuştuk diyebilirim. Neyse ki görünce birbirimizi hatırlıyoruz. Bizi aldıktan sonra Beyrut’a doğru yola devam ediyor, yoldan başka müşteriler de alıyor. Dönerken kontrol noktalarının birinde, karakolun karşısında kenara çekiliyor minibüsümüz. Kimlik ve pasaport kontrolü yapılıyor. Biz bir sıkıntı yaşamıyoruz ama 2 kişi araçtan indirilip karakola götürülüyor. Şoförün söylem ve el işaretlerinden anladığımız kadarıyla götürülenlerden birinin kimliği yokmuş, diğeri de aranıyormuş, bundan dolayı da tutuklanmışlar. 15-20 dakika bekletildikten sonra şoföre yola devam etmesi gerektiği söyleniyor ve yola devam ediyoruz. Son durağa geldiğimizde ücreti verip iniyoruz. Otelimizin olduğu bölgeye giden dolmuşlardan birini durduruyorlar ve otelimize yollanıyoruz. Beyrut'tayken araçları kontrol eden askerlerin birine fotoğrafını çekebilir miyim diye sorup çekmek için izin almıştım ama başka bir asker fotoğraf çekmeme kızmıştı. Uzaktan çektiğim bir fotoğrafı yayınlarsam bir şey olmaz herhalde.

Beyrut şehir merkezinde bir çevirme/kontrol

Otele vardığımızda A.’nın da dönmüş olduğunu görüyoruz. Biraz dinlendikten sonra A. ve B. ile birlikte yemek yemek için 5 dakika uzaklıkta yer alan Gemmayzeh Caddesi’ne gidiyoruz. Küçük, sevimli bir restorana giriyoruz ama restoranın adı aklımda kalmadığı için paylaşamıyorum. B.’nin şansına restoranda 3 farklı masada Türkler oturuyor. Ne de olsa her yerdeyiz, yemekte bile rahat yok sana, diye takılmadan edemiyorum. Çeşitli yemeklerden tatmak için ortaya tavuk yemeği (adını hatırlamıyorum), kuzu şiş, etli humus, etsiz humus, dolma, patates kızartması, kıymalı yumurta söylüyoruz. Yemeğin yanında lavaş, yeşillik ve zeytin geliyor. Arak isterseniz küçük şişede getiriyorlar. Yemeklerin biri geldiğinde diğeri bitmiş olduğu için arakın resmini paylaşmakla yetiniyorum.

Yemeğimizi yedikten sonra sohbete devam etmek için bir bara gitmeye karar veriyoruz. Yolda giderken ara sokakların birinde Beyrut’ta yaşayan bir gazetecinin ‘’Secret Doorway to Sursock Muesum in Gemmayze’’ yazarak resmini paylaştığı yeşil kapıyı görüyor ve koşarak kapının fotoğrafını çekiyorum. 

Resmini çektikten sonra yüksek sesli müzikler çalmayan, en azından konuşurken birbirimizi duyabileceğimiz bir yer arıyoruz. Girmek istediğimiz iki mekana rezervasyonumuz olmadığı için alınmıyoruz. Üçüncü denemizde şansımız yaver gidiyor ve içeri girebiliyoruz. Beyrut’a yolunuz düşerse ve gece güzel bir yerde eğlenmek isterseniz önceden rezervasyon yaptırmanız yararınıza olacaktır. 

Bir şeyler içip biraz sohbet ettikten sonra tekrar otele yollanıyoruz. Odamıza gitmek yerine hostelin çatısına çıkıp biraz Beyrut’u seyrediyoruz. B. ve A. hızını alamayıp biraz daha yukarıda yer alan tabelaya çıkıp oturuyor ama burada da yükseklik korkum baş gösterdiği için manzarayı bulunduğum yerde izlemekle yetiniyorum. Sohbetimize çatıda devam ettikten sonra A. ve B., B.’nin karşı sokağımızda yer alan binaların birinin üst katında hızlı ve ücretsiz wifi bulduğu bir bara yollanıyor. Ertesi gün öğlen sularında havalimanına gideceğim için onlarla birlikte gitmeyip dinlenmeye çekiliyorum.

Yatmadan önce maillerime ve haberlere bakmak istiyorum ama internete bağlanamıyorum. Görevlinin yanına giderek durumu anlatıyorum. Bana ayrılan kotanın dolduğunu, bu yüzden internete giremediğimi söylüyor.  İnternette 20-25 gb. kullanımdan sonra ülkemize kıyasla çok yüksek meblağlar ödedikleri için kota uygulamaya mecbur kaldığını, istediği ücretin makul olduğunu söylüyor. Yanlış hatırlamıyorsam ekstra 500 mb. için 1-2$ isteniyordu. İnterneti fazla kullanmadığım için benden ücret almayacağını söyleyip internetimi tekrardan aktif hale getiriyor. 

Odada bulunan, hiçbir yere açılmayan - kafamı uzatıp bakmadığım için böyle söylüyorum- kapakları açtığım için odaya az da olsa sivrisinek giriyor ve son günüme uykusuz başlamak zorunda kalıyorum. Uykusu ağır olmayan biri olduğum için en ufak bir sese uyanan ben, sivrisinek vızıldamasına ve yarattığı kaşıntılara uyanmazsam olmazdı. Sabahın erken saatlerinde kendimi duşa atıyorum ve kaşıntılar bir nebze de olsa aklımdan çıkıyor. Duştan sonra odaya gidip eşyalarımı toplamaya başlıyor ve A. ile B.’yi uyandırıyorum. Toparlanmam ve onların hazırlanmasından sonra kahvaltı yapmak üzere otelden çıkıyoruz. Çıkarken görevlinin yerinde başkasının olduğunu görüyorum. Kendisi bana çok yardımcı olduğu için nerede olduğunu soruyorum. Üst katların birinde bir şeyleri tamir ettiği cevabını alınca yanına gidip, yardımları için teşekkür ediyorum. Kahvaltı için dün akşam yemek yediğimiz restoranın bulunduğu Gemmayze Sokağını tercih ediyoruz. Sokağa vardığımızda 14 - 17 yaş aralığı çoğunlukta olmak üzere üstleri başları boya içerisinde bulunan gençler görüyoruz. Yürürken birbirlerinin başından aşağı boya dökmekten çekinmiyorlar. 

Yolculuğa çıkacağım için üstüm başım kirlenmesin diye kenardan kenardan gidiyorum. Bir yandan gençleri izlerken bir yandan da kahvaltı yapmak için yer arıyoruz kendimize. Birkaç yere baktıktan sonra bir yerde karar kılıp içeri giriyoruz. Farklı tatlar olsun diye etli humus, sucuklu yumurta ve mantarlı omlet sipariş ediyoruz.

Kahvaltımızı ettikten sonra vedalaşıyoruz. Onlar otele dönerken, uçağım öğleden sonra olduğu için ve yapacak herhangi bir şeyim olmadığından kalabalığın peşine takılıyorum. Kalabalığın ilk durağı, Mohammad Al-Amin Camisinin bir alt sokağı. Burada küçük çaplı bir eğlence düzenleniyor. Müzik ve toz boya eşliğinde bir süre eğlenildikten sonra Beyrut Souks’un içinden geçerek asıl eğlencenin olduğu, müzik sisteminin, platformun kurulduğu alana doğru gidiyorlar, onlarla birlikte ben de gidiyorum. Gençlerin eğlencelerine itfaiye görevlileri su tutarak eşlik ediyor. Etrafta ne bir polis, ne orta yaşlı, ne de yaşlı insan var. Kimse kimseye karışmıyor, herkes gönlüne göre eğleniyor.

Yeterince gezdim, gördüm diye düşündüğümden değil, vakit ilerlediği için sahil yolundaki ana yola çıkıp dolmuş beklemeye başlıyorum. Eğlenceden çıkanların bir kısmını ailelerinin almaya geldiğini, bir kısmının ise gruplar halinde taksilere bindiğini gözümden kaçmıyor. Gelen dolmuşlardan birine havalimanına girip gitmediğini soruyorum ve arkadan bir yolcu, gidiyor diye cevap veriyor. Bindikten sonra yanına oturduğum kişiden tekrar teyit ediyorum. Tedbirli davranmaktan bir zarar gelmez sanırım. Soruma cevap verdikten sonra nereli olduğumu soruyor ve Türkiye diye cevap veriyorum. Ben de Ermeni asıllı Lübnanlıyım, diye söylüyor. Sohbet esnasında iki ülke arasındaki olayların politik saçmalıklardan, para ve güç arzusundan kaynaklandığını belirtiyor.

Not: Yazıyı çok geç bitirdiğim için dolmuşun havalimanının yakınında mı yoksa havalimanında mı bıraktığını anımsayamıyorum. Harcama notlarıma baktığımda sadece dolmuşa 1000 LBP verdiğimi yazmış olduğumu görüyorum. Uzak bir yerde inseydim hatırlardım diye düşünüyorum. Bu duruma örnek olarak Saraybosna’da trenden erken indiğim için bir hayli yürüdükten ve köpekten kaçtıktan sonra havalimanına varmamı örnek gösterebilirim.

Beyrut ile ilgili bilgiler 2015 Mayıs ayına ait olup gitmeden önce güncel fiyatları araştırmanızı öneririm.

- Genel olarak 1$ 1.500 LBP diye hesaplanıyor.
- Dolmuş ücreti 1000 Lbp, para inerken veriliyor.
- Barlarda akşamları rezervasyon soruluyor.
- Havalimanından taksi ile Mohammad Al-Amin Cami'sinin oraya 10$ ödedim. Genel olarak 15$ ödeniyormuş. Görevlinin söylediğine göre benimle aynı zamanda hostelde kalan Türkler taksiye 30-35$ civarında bir ödeme yapmışlar.
- Gündüz havalimanına dönecekseniz 1000 Lbp'ye minibüs ile dönebilirsiniz.
- Baalbek' giden minibüslere gitmek 1000 Lbp.
- Baalbek minibüsleri Airport Bridge'in altından kalkıyor ve ücreti 6000 Lbp. Yolculuk yaklaşık 2-2,5 saat sürüyor. Kontrol noktalarında durdurulup durdurulmadığınıza göre değişebilir.
- Baalbek giriş ücreti 15.000 Lbp (10$ da ödeyebilirsiniz.). Çıkışta biletin bir kısmını kopartıyorlar atmayınız sakın.
- Havalimanında para bozdurmanıza gerek yok, birçok yer dolar kabul ediyor, para üstü olarak Lbp isteyebilirsiniz.