BEYRUT / LÜBNAN

1. Bölüm
Yazılış:
09/10/2015
Güncelleme:
26/12/2015

2014 Kasım ayında Mayıs ayı başlangıcı için yaptığım araştırmalar sonucu almıştım Beyrut biletimi. Uçuşuma 8-10 gün kala uçuş saatinin 20 dakika ileri alındığı ve ücretsiz olarak iptal edebileceğimi öğreniyorum. Kalacak yer bulamadığım için acaba etsem mi diye düşünürken belki bir daha fırsatını bulamam diye iptal etmiyorum. Hoş, önceki seyahatlerimde de buna benzer durumlar olmuştu ama hiçbirini iptal etmemiştim.

Kalacak yeri Nisan ayı gibi Couchsurfing’ten ayarlarım diye düşünüyordum ama işi son haftaya bırakmamak gerektiğini öğreniyorum. İnsanlar hemen talebinize geri dönemeyebiliyor. Birine mesaj gönderip beklemeye başlıyorum, cevap beklerken bir yandan başka yerler bakıyorum olur da talebim reddedilirse diye. Gözüme kestirdiğim bir hosteldeki son yatağın rezerve edildiğini görünce biraz moralim bozuluyor. Ertesi gün rezervasyonun iptal edildiğini ve mesajıma hâlâ cevap verilmediğini görünce Couchsurfing talebimi iptal ederek hostel rezervasyonumu yapıyorum. Talep gönderdiğim kişi ile talebimi iptal ettikten sonra mesajlaşıyoruz ve gideceğim tarihte müsait olma ihtimalinin olabileceğini söylüyor ama ‘’Başka sefere artık’’ diye söylüyorum çünkü evinde kalan kişilerden dolayı kesin bir şey söyleyemiyor.

Havalimanından şehir merkezine ulaşım hakkında bilgi almak için birçok yerde kullandığım http://www.toandfromtheairport.com sitesine bakıyorum. Fiyatlar genel olarak güncel oluyor ama bir değişiklik olursa bunu siteye mail atarak söyleyebilirsiniz. Sitede yazan bir fiyata istinaden attığım maile, 2014 yılında siteyi sattıklarını ama yeni sahibine güncel bilgiyi aktaracaklarını söyleyen bir cevap yazmışlardı.

Beyrut havalimanından şehir merkezine ulaşımın genelde 15$ olduğu yazıyor sitede. Kendimi sağlama almak için biraz daha araştırma yaparak 10$ ödeyenlerin de olduğunu öğreniyorum. 10$’ı gördüm ya, artık 1$ fazla vermezdim. Belki Akabe’deki gibi taksi ücretini paylaşacak birilerini bulurum diye düşünüyorum ama düşünceden ileriye geçemiyor maalesef.

Seyahat vaktim geldiğinde İstanbul havalimanına yollanıyorum. Lounge’da yemek yerken gezi grubumuzdan birini görüyorum, kısaca İ. diyelim. Daha önce İ. ile havalimanında tanışmış ama çok fazla konuşmaya fırsat bulamamıştık. Aslında o esnada aynı ülkeye ve şehre gidiyorduk ama eşi ile seyahat ettiğinden ve rahatsızlık vermek istemediğimizden dolayı orada buluşmayı teklif etmemiştik. Sağolsun ben ve arkadaşımın şu anda kapanmış olan world lounge’una ücretsiz olarak girmesini sağlamıştı. Lounge’da geçen güzel sohbetten sonra duşumu alıyor, birkaç içecek ve suyu çantama koyduktan sonra uçağa doğru yollanıyorum.

İstanbul’dan yaklaşık 2 saat süren uçuş sonrasında Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı’na iniyorum. İndikten sonra uçakta verilen formu dolduruyor, pasaport kontrolüne gitmeden önce bir polisin nerede kalacaksın, geliş amacın nedir sorularını cevaplayıp kontrole doğru yollanıyorum. Görevli, burada ne kadar kalacağımı soruyor ve 3 gün diye cevaplayınca istersen 3 ay kalabilirsin deyip gülümsüyor. Havalimanında ücretsiz wifi var ve oradan telefonumdaki haritayı açarak Beyrut’taki konumumu göstermesini sağlıyorum. Iphonelarda internet varken güncel konumunuzu bulduğunuzda o haritayı internet olmadan da kullanabiliyorsunuz. Bilmeyenler olabilir diye belirtmek istedim.

Bir sorun yaşamadan geçtikten sonra çıkışta ‘’Taksi’’ diye bağıranların yanına yanaşıp hosteli ve bulunduğu caddeyi söylüyor ve ne kadar istediklerini soruyorum. Come, come diyerek taksilerine götürmeye çalışıyorlar ama gitmiyorum. 36$’dan açılış yapıyorlar. Sen ne kadar verirsin sorusuna cevap olarak hesap makinesine 10 yazıp gösteriyorum. Rakamı görünce ilgilenmeyip başkasına yönlendiriyorlar. 20$, hatta15$’a kadar düşenler oluyor. Hostel ile geçen yazışmamda sabah 8’de gelebileceğimi söylediklerinden ve saat sabahın 4’ü olduğundan pazarlığı sıkı yapıyorum. 15$ versem mi diye düşünürken dolar kuru aşırı yükseldiği için ücret çok geliyor. Bu duruma canım sıkıldığı için kafam atıyor otoparka doğru yürüyorum, her ne bulacaksam orada.

Önceden konuştuğum kişilerden biri geliyor ve 13$ deyip 12$’a iniyor. Otopark parası 5$, benzin 5$, 2$ da bana kalsın diyor ama olmaz diyorum. 10 dakika kadar sonra pes ediyor ve benimle gel diyor. Birlikte otoparkın dışına doğru yürüyoruz. Hani 5$ otoparktı diyorum ve gülüyor. Taksiyi süren kişinin babası olduğunu söylüyor. Araca binmeden plakanın fotoğrafını çekiyorum. Tedbiri elden bırakmamakta fayda var.

Yaklaşık 15 dakika gittikten sonra taksici, karşı sokağı göstererek geldiğimizi söylüyor. Haritadan da hostelin bulunduğu yerde olduğumu görünce ücreti ödeyip iniyorum. Gösterdiği sokağa gidince tabela veya herhangi bir yazı olmadığı için hosteli bulamıyorum. Balkonda oturan adamlar görüyorum ama nedense doğru yerde olup olmadığımı onlara sormuyor sonra tekrar gelirim diye düşünüyorum. Saat daha çok erken olduğundan kendime dinlenebilmek için bir yer aramaya sahile iniyorum.  Sahile iniyorum yazdım ama sahile ulaşamıyorum çünkü seçtiğim yoldaki sahilde hep işletmeler bulunuyor. 15-20 dakika yürüdükten sonra dışarıdan görülmeyecek bir yer buluyorum. Blok blok taşların olduğu bu yerde temiz bir tanesini gözüme kestirip oturuyorum. Ayaklarımı uzatıp kısmi deniz ve konteynır manzarasının tadını çıkarttıktan bir süre sonra gözlerimi kapatıp dinleniyorum. Amacım manzara olmadığı için bunu sorun etmiyorum açıkçası. Şapkalı hırkamı giymeme rağmen üşüdüğümü de itiraf etmeliyim. Beyrut gecelerinin serin olduğunu zor yoldan öğreniyorum.

Bir iki saat kadar burada oturup dinlendikten sonra saatin erken olmasına rağmen hostele doğru yola koyuluyorum. Taksicinin beni bıraktığı noktaya geri dönüp havanın aydınlık olmasından dolayı tabela görme umuduyla aynı ara sokağa giriyorum ama sonuç gene hüsran. Bunun üzerine sokağın karşısında gördüğüm bina görevlisine gidip adresi soruyorum. Karşı tarafı, tabela göremediğim ara sokaktaki bir binayı tarif ediyor. Tekrar aynı yere gidiyor ve kapısı açık binanın 1. katına çıkıyorum ve nihayet kalacağım yere varıyorum. Görevli kaydımı yaparken biraz sohbet ediyoruz. Gece geldiğimi, saatin erken olmasından ve yeri bulamadığımdan dolayı sahile gittiğimi söylüyorum. Gece başka müşterilerinin de geldiğini, gelmiş olsaydım yardımcı olacaklarını söylüyor ama iş işten geçmişti. 3 yatak bulunan odama çantamı bıraktıktan sonra banyo ve tuvaletin yerini gösterip yerleşebileceğimi söylüyor. Her yatağın baş ucunda priz ve eşyalarını koyabileceği asma kilitli dolap, odada bir adet de vantilatör bulunuyor.

Biraz uzandıktan ve  eşyalarımı dolaba yerleştirdikten sonra görevlinin yanına havalimanında araştırdığım birkaç yer ile ilgili bilgi almaya gidiyorum. İlk günüm için şehirde biraz dolaşmayı, ulusal müzeye ve meşhur kayalıklara gidip gün batımını izlemek istediğimi söylüyorum. Bir harita çıkartıp gitmek istediğim yerleri işaretleyip yemek için birkaç yer tavsiye ettikten sonra haritayı bana veriyor. Teşekkür edip ara sokaklardan müzeye doğru yollanıyorum. Ara sokaklarda herhangi bir güvenlik tehlikesi yaşamıyorum, kimse de benimle ilgileniyor gibi görünmüyor zaten. Müzeye ulaştığım zaman dışarıdan fotoğrafını çekip kapısına doğru gidiyorum ama görevli asker Arapça bir şeyler söylüyor. Söylediklerini tam olarak anlamasam da Cuma günü olduğu için kapalı olduğunu söylediğini düşünüyorum. Otele geri döndüğümde görevli ile konuşurken düşüncemde yanılmadığını öğreniyorum.

Yurt dışında Cuma ya da bayram namazı kılmayı çok istemişimdir ama kısmet Beyrut'ta Cuma namazı kılmaya imiş. Müzenin etrafına, bahçesine dışarıdan bakıp Cuma namazına daha çok olmasına rağmen mavi kubbeli -Mohammad Al-Amin- Muhammed El Emin Cami’ne doğru yola koyuluyorum. Yolda gördüğüm eski binaların balkonlarında güneşten korunmak için bulunan perdeler dikkatimi çekiyor. Uzaktan bakıldığında biraz kötü bir görüntü oluşturduğunu düşünüyorum.

Caminin güneydoğusunda -Saint Elias Armenian Church- Aziz Elias Katedrali bulunuyor, Bu katedralin karşısındaki köprünün altında, siyaha boyanmış kolonlarda ‘Before I Die I Want Lebanon To’ - ‘Ölmeden Önce Lübnan’ın ….. istiyorum’- şeklinde yazılmış İngilizce, Arapça ve Fransızca yazılar, resimler bulunuyor. Yazı yazmaya uygun kalemim olmadığı için düşüncelerimi duvara dökemiyorum.


Caminin hemen yakınında kazı çalışmaları yapılıyor, Beyrut’un çoğu yerinde olduğu gibi. Ayrıca, sokaklarda dolaşırken birden karşınıza eski Roma sütunları çıkarsa şaşırmayınız hiç.

Yazıları inceledikten sonra Cuma namazına daha vakit olmasına rağmen camiye gidiyorum. Cami girişinde çantalar aranıyor, kadınlara cüppe gibi bir kıyafet veriliyor. Tuvalet ve abdest alma yeri caminin alt katında, girişi gene cami içerisinden. Tuvaleti ülkemizdeki tuvaletlerle kıyaslanmayacak kadar temiz. Görevliler sürekli temizlik yapıyor ve kapılara asılan kokular bitmişse onları değiştiriyor. Camide genel olarak çıplak ayak ile namaz kılıyorlar. Cuma namazını yabancı bir ülkede, bir sürü milletten insanla birlikte, savaşların yok edemediği Beyrut’ta kılabildiğim için çok mutlu oluyorum.

Namazdan sonra karnımı doyurmak ve yeni yerler görmek için Beyrut Souks’a yollanıyorum. Beyrut Souks, zemin katında restoranların bulunduğu bir alışveriş merkezi. Burada ücretsiz wifi de bulunuyor. 

Biraz buraya baktıktan sonra yoluma devam edip alışveriş mağazaları, restoranların ve güzel binaların bulunduğu Place de l’Etoile’dan geçip  -Nejmeh Square- Nejmeh Meydanı’na varıyorum. İstanbul Taksim Meydanı’ndaki heykelin bulunduğu alan gibi burası da buluşma noktası olarak kullanılıyor.

Yemek için kendime uygun bir yer bulamadığım için Zaitouna Bay’e  -Marina'ya- doğru yoluma devam ediyorum. Restoranlar, kafeler, yürüyüş yollarının bulunduğu bu Marina’ya vardığım zaman tekneleri ve denize sıfır lüks gökdelenleri gördüğümde biraz şaşırdığımı söylemeliyim. Beyrut’ta fakir insanlar olduğu kadar çok zengin insanlar da bulunuyor. Sokaklarda gezerken kaderine terk edilmiş kazalı Lamborghini, aylardır kullanılmamış Porsche arabalar ve güzel binalar görmüştüm.

Solda yer alan resim, geçmişte bombalanan Beyrut'un simgesi haline gelen Holiday Inn oteli.

Beyrut Souks’tayken restoranların tripadvisor sitesinde olup olmadığına baktmıştım ve isimler aşağı yukarı aklımda kalmıştı. Yapılan iyi yorumlar neticesinde Lübnan’a özgü hamburgerci olan Classic Burger Joint'e -CBJ- giriyorum. Gelen garsondan wifi şifresini istedikten sonra biraz sohbet ediyoruz. Bayilik verip vermediklerini soruyorum ve Dubai’de yeni bir şube açtıklarını söylüyor. Lübnan mutfağından yiyemediğim için başta biraz hüzünlü olsam da gelen hamburgeri mideye indirdikten sonra çok mutlu oluyorum. Şu ana kadar yediğim en güzel hamburger olduğunu düşünüyorum, Bali’dekinden bile. Yolunuz Beyrut’a düşerse ve fırsatınız olursa, CBJ'ye hamburger yemek için uğrayabilirsiniz. Yanında patatesi, yeşilliği ve kolasıyla 23250 LBP, 15,50$ tutuyor. 20$ veriyorum ve 7.000 LBP para üstü getiriyorlar. Bahşişimi verip dışarıda internetten bir şeylere baktıktan sonra sahilden gün batımını izlemek için Pigeon Rocks’a yollanıyorum.

Gün batımını izledikten sonra sahil yolundan yürüyerek geriye dönmeye karar veriyorum. Sahil yolu akşam vakitleri gündüze nazaran daha hareketli geliyor gözüme. İnsanlar nargile ve çaylarını alarak sahil yolunda oturmuş, arkadaşlarıyla, aileleriyle vakit geçiriyor. Yürümek istemezseniz bisiklet kiralayarak da sahili yolunu gezebilirsiniz. 

Anlatmayı sevmeme rağmen otele dönerken başımdan çok bir şey geçmiyor. Otele döndüğümde odama 2 kişinin daha geldiğini görüyorum ve konuşup tanışıyoruz. Birisi Hollandalı   gazeteci, kısaca B. diyelim, diğeri de Hollanda’da okuyan Azerbaycanlı bir üniversite öğrencisi, kısaca A. diyelim. Gün içerisinde yaklaşık 15 km. yürüdüğüm için akşam dışarı çıkma tekliflerini geri çeviriyor ve o geceyi dinlenmekle geçiriyorum. Dinlenmeye geçmeden önce resepsiyondaki görevliye ertesi gün Baalbek’e gitmek istediğimi söyleyip nasıl gideceğimi soruyorum. Kağıda bir harita çizip nereden, nasıl gideceğimi, ne kadar ücret ödemem gerektiğini anlatıyor. Bilgileri aldıktan sonra oda arkadaşlarıma benimle gelmek isteyip istemediklerini soruyorum. B. teklifime olumlu cevap veriyor, A. ise başka planları olduğu için gelemeyeceğini söylüyor. Böylelikle Beyrut’taki ilk günü bitirmiş oluyorum.