ULANBATOR / MOĞOLİSTAN

Yazılış:
16/11/2014
Güncelleme:
03/04/2016

Bişkek’teki günübirlik gezi ve havalimanı konaklamasından sonra bir sonraki durağım olan Ulantabor’a varıyorum. Bişkek’teki havalimanından sonra Chinggis Khaan Havalimanı’nı daha güzel ve daha büyük bulduğumu söylemeliyim. Pasaport kontrolünden geçtikten sonra yol parası için uygun bir döviz bürosu bakınıyorum ama döviz bürosunda  para bozdurmak yerine atmden çekmek daha cazip geliyor. Yerel para birimi Tugrik. 1.000 Tugrik yaklaşık olarak 1,20 TL’ye tekabül ediyor. Beceriksizliğimden dolayı önce 5.000, sonra 10.000 Tugrik çekiyorum. Böylece 2 kere komisyon ödemek zorunda kalıyorum Türkiye’deki bankama. 15 bin çekmemin nedeni taksi parası. İnternetten araştırdığım kadarıyla fiyatlar 12 ile 18 bin arası değişiyormuş ama 15 bin vermek daha uygunmuş. Yeri gelmişken önemli bir bilgiyi paylaşayım. Bankalar hoşlarına gitmeyen, yazılı, çizili dolarları kabul etmiyor.

Normalde otobüs ile giderdim ama yanında kalacağım kişinin - kısaca M. diyelim- otobüsün uzakta bıraktığını söylediği ve açık adresini bilmediğim için taksiye binmeye karar veriyorum. Çoğu ülkede olduğu gibi burada da taksisine binmeniz için yanınıza gelen kişiler oluyor. Gelenlerden birine gideceğim yeri söylüyorum ve bana birini işaret ediyor. Adamın yanına gidip vermek istediğim tutarı -15 bin- telefonumdaki hesap makinesine yazıp gösteriyorum. Fiyatta anlaştıktan sonra M.’in telefon numarasını şoföre verip aramasını istiyorum. Telefonda adresi aldıktan sonra yola koyuluyoruz. Şoför dediysem resmi olarak taksicilik yapmayan birisinden bahsediyorum. Genelde Ulanbator’da elinizi kaldırdığınızda çoğu araba duruyor.

Araba ile yaklaşık 15 dakika süren bir yolculuktan sonra otobüs durağında duruyoruz ve süper marketi gösterip oraya gitmemi söylüyor şoför, hareketlerinden öyle anlıyorum. 5 dakika sağa sola gittikten sonra acaba M. olabilir mi diye otobüs durağına gidip birisine “M.?” diye soruyorum ama hayır cevabını alıyorum. Gece uykusuz kalmamdan ve couchsurfing’den resmine tam olarak bakmadığımdan dolayı böyle oluyor.

Havalimanından şehir merkezine giderken

Sağa sola koşuşturmadan birkaç dakika sonra karşıdan gelenin M. olduğunda karar kılıyorum ve yanına gidip tanışıyorum. Söylediği yere vardığı zaman şoföre kendisini aramasını söylemiş ama şoför aramadı, yoksa sağa sola koşturmazdım. Markete gidip alışveriş yaptıktan sonra eve çıkıyoruz.

Çok kısa M.’den bahsetmek istiyorum. Amerika’da üniversite öğrenimi görmüş, Prag şehrine aşık, İstanbul’u çok seven birisi. Salondaki vitrininin bir köşesinde İstanbul’dan alınmış İstanbul manzarasının olduğu bir eşya,  diğer köşesinde ise bir Buda heykeli var. Erkek kardeşi C. ile kalıyor. C. başka bir şehirden  buraya geldiğinden dolayı Ulanbator’da fazla arkadaşı yokmuş. Bu konudan dolayı biraz üzgün ama zamanla arkadaş edineceğinin bilincinde. C.’nin İngilizcesini pekiştirmek istedikleri için evde genel olarak İngilizce konuşuyorlardı. M. kardeşine ödevlerinde yardımcı oluyor, anlamadığı yerleri anlatıyordu. Tabiri caizse ebeveynlik yapıyordu ki ikisi de bu durumdan şikayetçi değildi gördüğüm kadarıyla. 1+1 evde yaşıyorlar ve bu ev ailelerine ait. Ulanbator’da 80 m2 1+1 ev fiyatları genelde 80-100 bin arasında değişiyor. m2 olarak 1000 TL civarı diyebiliriz. Olur da taşınmak isteyen olur diye söylemeden geçmeyeyim dedim.

Laf lafı açtı, uzattım gene. Evde biraz sohbetten sonra M. ile şehri dolaşmaya çıkıyoruz. Hemen evinin önünde merkeze doğru giden bir otobüse orta kapıdan biniyoruz. İçeride biletçi kadın bizden parayı alıp bilet veriyor. M. otobüsün her yere 500 Tugrik olduğunu söylüyor. Tabii ben otobüsü sadece o gün kullanabiliyorum, sonrasında çoğu yere yürüyerek gidiyorum. Ben yürüdüm diye herkes yürümeli diye bir şey yok, mesafeler birbirine çok yakın değil. Ayrıca, gitmek istediğim bazı yerlere çok uzakta kaldığı için gidemedim. Bu yerlere genellikle tur şirketleriyle gidiliyordu. Seyahatim uzun süreli olmadığı ve gitmek istediğim yerlere gitmesi zor olacağı için bir dahaki seyahatimde giderim artık diye düşünüyorum. Araştırmalarımı erken yapsaydım, birkaç kişiyi bulup gidebilirdim belki ama kısmet değilmiş.

M. ile ilk durağımız Gandantegchenling Monastery. Burada Buda heykeli bulunmakta. Bizden bir gün önce Michelle Rodriguez’in burada resim çekip paylaştığını söylüyor M.. Karşılaşma olasılığımız az da olsa karşılaşsaydık güzel olurdu, diyorum. Aşağıdaki resimde Buda heykeli küçükmüş gibi görünebilir ama hiç de öyle değil. Burada öğrencilerin ders gördüğü birkaç bina daha bulunuyor ama kapalı oldukları için içlerine giremiyoruz. Tapınağı gezerken kuşlar için yem satan kişiler gözümüzden kaçmıyor. Halbuki girişte, “İçeride yem satmak yasaktır.” uyarısı bulunuyor.

Çanlar çevrilerek ve etrafında dönülerek dua ediliyor.
Buda heykellerinin bulunduğu bina
Migjid Janraisig Sum

Buradan çıktıktan sonra biraz dini konulardan konuşuyoruz, canınızı sıkmak istemediğinden geçiyorum bu kısmı. Yürürken yolda dilenci gibi birisi yanımıza yanaşıp bir şey söylemeye çalışıyor ama M. korkarak uzaklaşıyor hemen, gerekçe olarak da uzun süre burada bulunmamasını gösteriyor. Korkma yanında ben varım diyerek gülümsemesini sağlayıp bir nebze de olsa olayı unutmasını sağlıyorum. M. uzun süredir buralarda olmadığı için, gideceğimiz yerlerden bazılarını etrafımızda bulunan kişilere sormak zorunda kalıyor. Bir bakıma, o da benim gibi turist sayılır. Bana eşlik ederek uzun süredir görmediği yerleri görmüş oluyor, ben de kendisi, ülkesi ve gittiğimiz yerler hakkında bilgi sahibi oluyorum.

Gittiğim ülkelerden magnet topladığım için 5 - 6 katlı State Department Store adındaki alışveriş merkezine giriyoruz. 3 magnet için 15 bin Tugrik ödüyorum. Bu alışveriş merkezinde yöresel kıyafetlerden tutun her şeyi bulmanız mümkün. Gezerken acıktığımız için yemek yemeye karar veriyoruz. Moğol yemeklerinden tatmak için can atıyorum. 

M. bu bölgede sevdiği iki restoran olduğunu söyleyip birini seçiyor ve oraya yollanıyoruz. Restorana varınca yemeğimizi sipariş verdikten sonra masamıza bırakılan oyunu anlatmaya başlıyor M.. Ne de olsa biliyor artık her şeyi sorduğumu. İlk resimde 4 tane kemik çeşidi var. Kemikler aslında aynı ama gelen her şeklin farklı bir anlamı var. Kemikleri zar gibi sallayıp attıktan sonra anlamını öğrenmek için listeye bakarak falımızda neler çıktığına bakıyoruz. Yemekten önce güzel bir eğlence. 2014 yılında yayınlanan Marco Polo dizisinin ilk sezonunu izlediyseniz bu oyunun geçmişte de oynandığını görürsünüz.

Zar gibi atılan kemikler
Zarların geldiği şekle göre bakılan liste

İçecek Suutei tsai, sütlü çay anlamına geliyor. Tadına bakmadan önce hoşuma gitmeyebileceğini söylüyor M.. Tabii bu beni durdurmuyor. Tadı normal sütlü çaylara pek benzemiyor, bu daha farklı ama hoşuma gidiyor. Yemek olarak kelle ve garsonun tavsiyesiyle yanında pilav seçiyoruz. Böyle yerlere gidip de yöresel lezzetler tatmayacaksak gezmenin nesi keyifli olabilir ki? Yemek toplamda 25.700 Tugrik tutuyor.

Yemekten çıktıktan sonra Chinggis Khaan Square’e -Cengiz Han Meydanı- yollanıyoruz. Önceki adı Sukhbaatar, daha sonra Chinggis Khaan Square’e çevrildiğini söylüyor M.. Buna rağmen hâlâ eski adını kullananlar da varmış. Resimdeki yerin arkasında parlamento binası bulunuyor. Ulanbator’dakiler için bir bakıma buluşma noktası olarak kullanılıyor bu meydan. Tabii parlamento binasını kastetmiyorum burada. Meydanda biraz vakit geçirdikten sonra bir kafeye gidip değişik bir şeyler içiyor, biraz sohbet ediyoruz. Sohbetimizde Cengiz Han hakkındaki düşüncelerini soruyorum. Bazılarının onun çok insanın canına kıydığını, kıyımlar yaptığını vb. şeyler dediğini söylüyorum. Eğer o olmasaydı biz şu an burada olmazdık diye düşüncesini belirtiyor.

11 Temmuz’da Moğolistan’a giderseniz bağımsızlıklarını kazandıkları bu tarihte 3 günlük resmi tatillerine denk gelmiş olursunuz. Naadam diye geçiyor. Güreş müsabakalarını, eğlencelerini izleyip, başta huushuur olmak üzere bol bol Moğol yemeklerini tadabilirsiniz.

1921 yılında Moğolistan'ı Çin işgalinden kurtaran Damdin Sukhbaatar. Devrimin Lideri diye de anılmaktadır.

Gezdik, yedik, içtik, sıra geldi dinlenmeye. Kafeden çıkıp otobüse atlayıp eve dönüyoruz. Her ne kadar ben gitmeden 1 hafta önce kar yağsa da yanıma mont yerine kapüşonlu hırka almayı tercih etmiştim. Hırkanın altına tşört giyip dolaşıyordum. Vardığımda iyi ki kalın mont getirmemişim diye düşünüyorum çünkü boşuna ağırlık etmiş olacaktı.

Ertesi gün kahvaltı etmeden ilk hedefim olan The Legend Zaisan Hill’e doğru yola çıkıyorum.  II.Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden Sovyet askerlerine ve daha önceki savaşlarda hayatını kaybeden sayısız kahramanlar için yapılan bir Sovyet Anıtı. Buranın girişinde II. Dünya Savaşı’nda Nazi’lere karşı kullanılan bir tank bulunuyor. Maalesef onun resmini çekmediğim için paylaşamıyorum.

Bu tepeye çıkarken biraz yol yürümeniz, sonrasında biraz merdiven çıkmanız gerekiyor. Aşağıdaki resimlerde merdivenleri ve kenarda bulunan bilgilendirme yazılarını görebilirsiniz. Bilgi amaçlı sadece bir tanesini ekliyorum yazıya.

Anıta vardıktan sonra geldiğim yer yerine arkadaki patikayı takip ederek Bogd Khan Hill'e doğru yola koyuluyorum. Tabii bu yerlerin hepsini telefonumdaki haritaya göre buluyorum. Evden çıkmadan önce gitmek istediğim yerleri telefonuma haritasında işaretlemiştim. Patika haritada gözükmüyor ama yaptığım hesaplamalar neticesinde geri dönüp gitmektense buradan gitmenin de beni aynı yola çıkaracağını düşünüyorum. Farklı bir şeyler görebilme umudu ve yolun kestirme olmasını da ekleyince gitmemek olmazdı.

Dileklerin yazılıp bırakıldığı yer
Zaisan Hill'in arkadan görünüşü

Bogd Khan Hill, Unesco’nun korunacaklar listesinde yer alan, Moğollara göre kutsal olan bir yer. 7’den 70’e, hafta sonlarını piknik ve yürüyüş yaparak geçiriyor. Alışveriş merkezlerinde vakit öldürmek yerine her yaştan insanın burada yürüyüş yaptığını görmek beni çok mutlu ediyor.

Buranın içerisinde Moğolistan’a özgü çadırlar (Ger ve Yurt deniliyor) ve bunların beton olarak yapılanlarından bulunuyor. Bu çadırlarda çoğunluk olarak kömür kullanıldığı için kış aylarında hava kirliliği Ulanbator'da, Moğolistan'da çok oluyormuş. Neredeyse Beijing kadarmış. Ayrıca, buraya gelirken ağaçların rengi dikkatimden kaçmamıştı ama yakından görmek ve o havayı solumak daha bir dinç hissettiriyor kendimi.

Bogd Khan Ulusal Parkı girişi
Çift hörgüçlü deve

Kuşlar ve hayvanlar için bırakılan yiyecekler

Kahvaltı yapmadan ve marketlerde hoşuma giden bir şeyler bulmadığım için sadece su alıp çıkmıştım evden. Zirveye ulaşmak beklediğim gibi kolay olmuyor ama ulaştığımda oyun oynayan insanlar görüp Moğol şarkıları duyacağım aklımın ucundan bile geçmemişti.

Oyunda kimse yaralanmıyor ve oyun bitince içlerinden biri gitar çalmaya başlıyor. Diğerleri de ona eşlik ediyor. Burada biraz dinlenip müzik dinledikten sonra ormanda kurda kuşa yem olmamak ve güzel bir restoran bulmak umuduyla geldiğim yoldan geri dönüyorum. Eve döndüğümde M.'e yaptıklarımı anlattığım zaman burada 7 tepe olduğunu öğreniyorum. Sanırım geldiğim yoldan dönerek iyi etmişim. 

Şehir merkezine ulaştığımda bir restoranda yediğim kahvaltı/öğle/ikindi yemeği Tsuivan
M.’in hazırladığı ev yapımı noodle. Sağ olsun M. hem kahvaltı hem akşam yemeği hazırlıyordu. Yaptığı yemekler de güzeldi hani.

Yemekten sonra gene yürüyerek eve dönüyorum ve birlikte Jackie Chan’ın bir filmini izliyoruz ama ben yorgunluktan uyuyakaldığım için bir kısmını kaçırıyorum. Uzun süredir bir şeyler izlerken uyuyakalmadığım için uyku çok tatlı geldi diyebilirim. 

Müzeler ile ilgili pek bilgi veremeyeceğim çünkü çoğu, Pazar ve Pazartesi günleri kapalı. Bir de yaz ve kış çalışma saatleri farklılık gösteriyor, giderseniz aklınızda bulunsun. Bunları araştırıp söylemiyorum, bizzat tek tek dolaştım ve hiçbirine giremedim. İçlerinden bir tek Pazartesi günleri Bogd Khan Müzesi açık ama oraya girmek yerine taksi param hariç kalan son paramla eve yumurta alıyorum. M. sürekli bir şey hazırladığı için ve alacak bir şeye karar veremediğim için yumurta almayı tercih ediyorum. Süpermarketlerde ülkemizdeki gibi kutularda satılıyor ve dilerseniz açık olan kutulardan poşete istediğiniz kadar koyup da alabiliyorsunuz. Alışveriş yaparken ülkemizin bir markası olan Halk ürünlerinin satıldığı da gözümden kaçmıyor. 

Choijin Lam Temple'dan bir kesit
Moğolistan'ın her yerinden alışveriş için gelinen, giyimden yemeğe her şeyin bulunduğu Black Market

Sabah kalktığımda yürüyerek Choijin Lam Temple’a gidiyorum ama maalesef o da kapalı. Buraya da giremedikten sonra Black Market’i geziyorum ve karnımı doyurmak için bir restorana gidiyorum. Menüden huushuur’u gözüme kestirip sipariş veriyorum. Huushuur’un nasıl bir şey olduğunu bilmediğim için yemekten önce 4 parça etle doyar mıyım acaba diye düşünüyordum. Yemekten sonra ise 4 parçanın fazla olduğunu düşünüyorum.

Huushuur
Bog Khan Palace Müzesi
Ulanbator tren istasyonu
Bog Khan Palace Müzesi

M.'in annesinin yaptığı mantı. Biz mantı diyoruz onlar ise dumpling. Uzakdoğu ülkelerinin çoğunda, Rusya’da ve Ukrayna’da da bolca görmeniz olası. Bu demek değil ki hepsinin tatları aynı. Kullandıkları malzemeler farklı olduğu için tatlar da farklı oluyor.

Moğol dondurması. Tadı pek hoşuma gitmedi

Bu da Ulanbator’daki elçiliğimiz. Burayı şans eseri bulduğumdan ve karşı şeride geçip fotoğraf çekmeye üşendiğimden -Kendimi Moğol hapishanesinde bulmak istemediğim için de olabilir pek tabi- sadece bayrağımızın resmini çekiyorum. Elçiliğimizin girişinde yapılmış yardımlar ve düzenlenmiş organizasyonlarla ilgili resimler bulunuyor. Gezerken Japon elçiliğini de görmüştüm ve onların binası bize tahsis edilen binadan daha güzel gibi duruyordu. Lokasyon açısından ise Türk konsolosluğunun daha iyi bir yerde olduğunu düşünüyorum.

Kısa süreli Ulanbator seyahatimde gitmek istediğim her yere gidemiyorum ama insanlarını, kültürlerini, yemeklerini, örf ve adetlerini tanımış oluyorum. Hatta çok da güzel bir arkadaş elde ediyorum. M. ile daha sonra Türkiye'de ve Tayvan'da buluşma şansını elde ediyorum.

M.’den öğrendiğim kadarıyla Moğolların da biz Türkler gibi bazı batıl inançları varmış. Geceleri ıslık çalmak, köpek ulumasından ayakkabıyı ters çevirmek gibi şeyler. Söylediği her şey aklımda kalmadığı için hepsini söyleyemiyorum maalesef ama içlerinden en çok hoşuma gideni anlatayım. Birinin evine girerken ayağınız takılırsa ona iyi şans getirir, evinden çıkarken ayağınız takılırsa kötü şans getirirsiniz. Kötü şans getirmemek için de küçük bir odun parçasını alıp fırına koymanız gerekiyor yoksa o kişiye kötü şans getirirsiniz. Bunu yaparken tek kelime etmenize de gerek yok. M. genelde içeri girerken takıldığını, bu yüzden şanslı olduğunu söylüyor. Ayrıca, bebeklere nazar değdirmemek için de bebekli ailenin ziyaretine gittiklerinde “Ne çirkin bebekmiş.” diye söylüyorlarmış.

Yazıyı, M.’in Moğolistan seyahatimden yaklaşık 6-7 ay sonra Türkiye’ye geldiği zaman anlattığı bir Moğol fıkrasıyla bitiriyorum.

Bir Amerikalı, bir Fransız, bir Moğol ve bir Çinli uçakla seyahat etmektedirler. Amerikalı bizde para çok diyerek paraları uçağın kapısından aşağı atar. Fransız, bizde şarap çok diyerek şarabı uçaktan aşağı döker. Sıra Moğol’a geldiği zaman Çinli ona bakar ve “Aptalca bir şey yapma.” der.