TAŞKENT / ÖZBEKİSTAN

Yazılış:
25.07.2018

Özbekistan’ı görmek bir süredir aklımın bir köşesinde yer alıyordu. Yıllık iznime 1 hafta kala Cuma günü Türk Hava Yolları’ndan Taşkent’e bilet almak için seyahat acentesi ile görüştüğümde kredi kartı puanlarımın yetmediğini öğrenmem üzerine ikinci planım olan Belarus’a bilet alıyorum. Bileti alırken bile Özbekistan’a gitmek fikri kafamı kurcalamaya devam ediyordu. Belarus’ta yaşamış bir arkadaşımla ülkede yapılacaklar konusunda bilgi almak için buluşacağım esnada orada yaşamış başka bir arkadaşı olan Z.’nin de yanında olduğunu söylüyor. Tamam, ne yapalım diyerek buluşmaya gidiyorum.

Z. bilgi vermekten çok orada yaşadığı yıllarda gittiği gece kulübü resimlerine bakıp bak bu şerefsiz, bak şu şöyle, şu böyle diyerek hiç yardımcı olmuyor bana ve bilakis moralimi bozuyor.  Üstüne birkaç bir şey daha eklenince de ertesi sabah Belarus’a gitmekten vazgeçiyorum ve bileti işe giderken acenteden oldukça yüksek bir fiyat ödeyerek Özbekistan’a değiştiriyorum. Biletimi yarın yerine akşam kalkacak ve ertesi Pazar günü dönecek şekilde değiştiriyorum. İlk başta nakit olarak buraya bilet alsaydım her türlü daha kârda olacaktım ama iş işten geçmişti ve son pişmanlık fayda etmiyordu.

İşten eve erken dönüp hemen valizimi hazırlayarak havalimanının yolunu tutuyorum. Elite üyeliğim Temmuz ayında son bulacağı için Lounge’ın tadını çıkartıyorum. Bu esnada gezi grubumuzdan bir kişinin de havalimanında arkadaşı ile bulunduğunu öğrenince onları da Lounge’a almaya çalışıyorum ama bir misafir hakkım olduğundan ve girişte yalnız seyahat eden kimseyi bulamadığımız için başka yere gitmek durumunda kalıyorlar. En son seyahatimde, uçuş kapısında bekleyen arkadaşlarımızın kapı görevlisine geldiğimizi söylemesine rağmen görevlinin “Kapıyı kapatıyorum ister gelin ister gelmeyin” diyerek kapıyı kapatmasından ve arkadaşlarımızın bizi kapı dışında araçtan görmesine rağmen Türk Hava Yolları ile olan Havana uçağını kaçırmıştık. Bundan ders çıkardığım için Lounge’dan erken çıkarak biniş alanına yollanıyorum.

Kabin valizi ile seyahat ettiğim için uçağa binerken görevli valizimi kaldırıp eliyle tartıyor ve geçebilirsin diyor. Teşekkür edip devam ederken uçuşta yer alacak bir yolcunun valiz ağırlığıyla ilgili görevli ile tartıştığına, görevlinin de madem artistlik yapıp veriyor parayı, al verdiği 150$’ı dediğine kulak misafiri oluyorum.

Taşkent Uluslararası Havalimanı’ndan Şehir Merkezine Ulaşım

Uçağa binip valizimi yerleştirip yerime geçiyorum, yaklaşık dört buçuk saat sonra da Taşkent Uluslararası Havalimanı’na iniyoruz.

Pasaport kontrolden sorgusuz sualsiz geçtikten sonra döviz bürosundan 50$ karşılığında 393.000 Som alıyorum. O zamanki döviz kuru ile 1000 Som 0,6 TL, 10.000 Som 6 TL olarak hesaplanıyor. Çıkışta insanlar taksi, taksi diye yoluma çıkıyor ama otoparktan ana yola doğru ilerlerken birine kalacağım yeri haritadan gösterip pazarlık yapmaya başlıyoruz. En sonunda 10 bin Som tutarında anlaşıyoruz. Havalimanı ücretli otoparkından çıkıp yol kenarına park etmiş aracına binmeden önce plakasının fotoğrafını çekiyorum. Merak etme ben iyi biriyim diyor ve valizimi alıp bagaja yerleştiriyor. Haritadan bakarak yolu tarif ederken aradan kelimeler seçerek Özbekçe, Türkçe konuşmaya çalışarak sohbet ediyoruz. Hostelin önüne geldiğimizde 2 bin daha versen olmaz mı diyor ve olmaz diyerek yanımdaki postacı tarzı çantamla birlikte araçtan inip hostele giriyorum. 2-3 dakika gezindikten sonra görevli birini görünce valizimi aracın bagajında unuttuğum aklıma geliyor, görevliye söyleyince kapıdan dışarı çıkıp bakıyor ama araç çoktan gitmişti.

Bilet değişikliği için o kadar para vermiştim, üstüne duty freeden yeni parfüm almıştım, içindeki kıyafetlerden çok bunlara üzülüyorum. Görevli A.’ya aracın plakasının fotoğrafını çektiğimi söyleyince hostel sahibine durumu anlatıyor ve havalimanına A. ile birlikte gidiyoruz. 3000 Som otopark parası ödüyorum. Aracı park edip, otoparkta duran polise durumu anlatıyor ve aracın plakasını gösteriyor. A.. Polis, diğer taksicilere olayı izah ediyor ve aracın sahibini tanıyan birinin olup olmadığını soruyor. İçlerinden birisi beni götüren şoförün telefon kullanmadığını ama ev adresini bildiğini söylüyor. Telefon kullandığını gördüğümü söyleyince telefon numarasını bilmediğini belirtiyor. Ev adresini alıp hostele geri dönüyoruz. 1 saat kadar bekleyip evine gitmeye karar veriyor ve kahvaltı yapıyoruz hostel sahibi E. ile birlikte.

E. Azeri ama burada yaşıyor, kâh Türkçe kâh İngilizce konuşuyoruz. 30 dakika kadar geçmeden taksi şoförü valizim ile birlikte elleri açık bir şekilde kapıdan içeri giriyor. E. de para vermen gerekiyor diyerek gelirken ne kadar verdiğimi soruyor. 10 bin deyince bir 10 bin daha ver diyor. Valizime açılmamış bir şekilde ulaştığım için seviniyorum. Dizimi kampta sakatladığım için seyahatlerimde sırt çantası ara sıra zorluk çıkartabiliyordu. Bu yüzden valiz ile gelmeye karar vermiştim. Bu olaydan sonra bindiğim diğer araçlarda valizimi bir defadan başka bagaja vermedim.

Semerkant’a Tren Bileti Alımı

Yerleştikten sonra biraz dinleniyor ve resepsiyondan gidebileceğim yerleri öğrenerek maps.me haritasında işaretliyoruz. Yaklaşık 10 günüm olduğu için Semerkant ve Buhara’ya da gidecektim ama kalacak yer ayarlamamıştım ve ne zaman gidebileceğim ile bir fikrim yoktu. Yaptığım araştırmalar doğrultusunda ve Taşkent’te 2 günün yeterli geleceğini söyledikleri için Taşken Metro İstasyonu’nun orda yer alan Demir Yolu’na (Temir Yo’l Kassaları) Semerkant’a tren bileti almaya yollanıyorum.

İçeride bir görevliden yardım istiyorum ve gişenin birinden bilet fiyatlarını öğreniyorum. Alıp almamakta karasız kaldığım için kenara çekilip biraz düşünüyorum. Benden sonra sırada yer alan teyze bilet almak istiyor ama parası yetmeyince sıradaki herkes kadının istediği bileti alması için para veriyor. Eninde sonunda bileti alacağım için bileti almaya karar veriyorum ve işlemler için pasaportumu veriyorum. Ekonomi sınıfında yer olmadığından business sınıfında 80.000 Som karşılığında bilet alıyorum. Semerkant’a giden trenin Güney İstasyonu’ndan (South Station) kalktığını söylüyor ve unutmamak için biletin arkasına yazmasını rica ediyorum.

Timur Meydanı ve Timur Müzesi

Bilet aldıktan sonra 1200 Som’a metro bileti (plastikten yapılma yuvarlak demir paraya benziyor) alıp tren ile Amir Temur Meydanı’na gidiyorum. Buraya direkt giden tren olmadığı için tren değişikliği yapmak gerekiyor. Metrodan çıkılmadan aktarma yapıldığı için herhangi bir ücret ödenmiyor.

Taşkent Metro İstasyonu

Amir Timur heykeli ve meydanı projesi 1993 yılında Özbekistan’ın ilk cumhurbaşkanı İslam Karimov tarafından başlatılmış. Timur, kılıç ve kalkanıyla birlikte atının üzerinde askerlerine gidilecek yönü gösterir bir şekilde oturuyor.

Meydanda biraz dolaşıp oturduktan sonra hemen yakınında yer alan Amir Timur Müzesi’ne yollanıyorum. Giriş, suyun sağ tarafında yer alan merdivenlerden inilerek yapılıyor. Bilet fiyatı 6 bin Som.  Bilet alıp girdikten sonra karşıma çıkan resmi görünce Binbir Gece Masalları’ndaki hikayeler aklıma geliyor ve bir süre resmi detaylıca inceliyorum. Müzede imparatorlara ait portreler, Özbekistan’daki yapılara ait minyatürler, silahlar, gökyüzünü incelemek için yazılan kitaptan örnekler, Babur Şah’ın yazdığı şiir kitabı, o döneme ait giysi ve eşyalar bulunuyor. Giriş ücreti 1,8 TL olduğundan ve gezmesi fazla vakit almadığından görülmesi gereken bir yer olduğunu düşünüyorum

Bağımsızlık Meydanı, Sönmeyen Ateş ve Chorsu Pazarı

Müzeden çıktıktan sonra kuzeybatı yönünde yer alan Anı Meydanı’na – Independence Square (The Square of Memory – Bağımsızlık Meydanı) yollanıyorum. Benim geldiğim taraftaki park girişi kapalı olduğundan parka girmeyip yürümeye devam ediyorum. Biraz ilerisinde yer alan İkinci Dünya Savaşı esnasında hayatını kaybeden ve geri dönemeyen askerlerin isimlerinin yazılı olduğu Anılar Kitabı (The memory book) binasını dışarıdan geziyor ve biraz isimlere göz gezdiriyorum. Sonra, Sonsuzluk Ateşi’nin (Eternal Flame) yanına gidiyorum. Burada sönmeyen ateş ile birlikte ateşe doğru bakan savaşa gidip de dönmeyen, ülkeleri için hayatını kaybeden çocuklar için üzülen kederli bir şekilde oturmuş bir kadın heykeli bulunuyor.

Burada bir süre durduktan sonra batıda yer alan Chorsu Pazarına şehri dolaşarak yollanıyorum. Yolda gördüğüm Korzinka süpermarkete girip Türkiye’den getiremediğim birkaç eşya ile birlikte atıştıracak bir şeyler alıyorum. Süpermarkete çantayla giriliyorsa çantayı girişte yer alan kilitlenebilir dolaplardan birine bırakmak gerekiyor. Bırakılmazsa görevli bırakmanızı rica ediyor. Kasada ödeme yaparken bozuklukları olmadığı için 30 Som geri vermiyorlar ama birkaç kuruşun lafını yapmaya gerek olmadığından eşyaları çantama yerleştirip çıkıyorum.

Chorsu Pazar oldukça kalabalık. Et, meyve, sebze, fırın vb. reyonlar ayrı bölümlere ayrılmış ve her tezgaha ait bir numara bulunuyor. Pazarın dışında yerde oturup kendine ait meyve sebzeleri satanlar,  büyük sepetli arabalarla yükleri taşımak için bekleyen kişiler bulunuyor. Pazarın içerisinde gezerken ışıl ışıl parlayan bir şey dikkatimi çekiyor. Önce uzaktan fotoğrafını çekiyorum ama dayanamayıp yanlarına gidip ne olduğunu soruyorum. Çay için şeker olduğunu söyleyerek bir parça uzatıp tadına bakmamı istiyorlar. Gayet güzel bir tadı var. Beğendiğimi söyleyince bir poşete biraz doldurup almamı istiyor. İstemediğimi söylesem de ikram ediyorum al diyor. İkramı geri çevirmek olmaz düşüncesiyle mecburen alıyorum.

Pazardan çıktıktan sonra yakınında bulunan 9. Yüzyılda temelleri atılan, 15. Yüzyılda tekrar yapılan Taşkent’in en eski camilerinden biri olan Hoca Ahrar Wali Cuma Cami’ne (Khoja Ahrar Wali Juma) bir bakayım diyorum. İçeriyi dolaşırken bir adam yanıma gelip bir şeyler söylüyor ve Davay! Davay! diyerek kapıyı gösteriyor. İçimden hadi be oradan! diyerek bakınmaya devam ediyorum. Adam, benim yanımdan gittikten sonra köşede oturan bir başkasının yanına gidip ona bir şeyler söylüyor, daha sonra da dışarı çıkıyor. İçeriyi dolaşıp çıkınca, Davay! diyen adamı görevlilerle konuşurken görüyorum.

Henüz bir şey yemediğim için güzel bir şeyler yesem iyi olacak diye düşünerek yolda gördüğüm bir restorana gidiyorum. İngilizce bilen birini bulup İngilizce menü istiyorum, öyle menüleri olmadığını söyleyince dışarı çıkıp kazanlarda yapılan yemeklere bakıyorum. Pirzola, urfa kebabı, yaprak sarması, lahana sarması, ciğer sarma ve haşlanmış patatesin bulunduğu bir yemek ile birlikte ekmek sipariş ediyorum.  Yemeğin fiyatı 32800, ekmek 2000. Garsoniye ücretini de ekleyince 38bin Som hesap geliyor. Bahşiş vermeden önce fişe/hesaba bakmak yerinde bir karar olacaktır.

Yemekten sonra hostele dönmek için metroya biniyorum ve daha yakın olabileceğini düşündüğüm son durakta iniyorum. Tren raylarından ve 1-2 katlı evlerin arasından, yarı karanlık yarı aydınlık yollardan geçerek hostele dönüyorum. Bildiğin yoldan şaşmasam iyi olacakmış çünkü yürürken yolu kısaltmak yerine uzattığımı anlıyorum.

Duş alıp yorgunluğumu giderdikten sonra internetten konuştuğum L. ile buluşmak üzere A.’dan bana taksi çağırmasını istiyorum. Indriver taksi yandex taksiden daha uyguna denk geldiği için oradan taksi çağırıyor ve L.’nin attığı konuma gidiyorum. Yaklaşınca şoföre L.’nin telefon numarasını verip aramasını istiyorum. Yeri öğrendikten sonra bana geldiğimizi söylüyor ve 10 Bin Som ödeyip inip beklemeye başlıyorum. Saat geç olduğundan ve yarın bayram olduğu için açık bir yer bulamayıp bankta oturup sohbet ediyoruz. Tanıştığı kişilerden ve erkek arkadaşlarından Türkçe öğrenmiş. Türkçe konuşmak istediği için de Türkçe konuşuyoruz. 32 yaşında olduğunu, Tacikistan’da iş olmadığı için ailesi ile buraya geldiğini, ara sıra manikür, pedikür vb. şeyler yaptığını anlatıyor.

Bir keresinde eve evlilik dolayısıyla görücü gelmiş. Anlattığına göre Özbekistan’da erkeklerin aileleri de kızların ailelerine dikkat edermiş. Evleri, evdeki eşyaları, giyimleri kuşamları, maddi durumları, okuduğu okul, öğrenim durumu, işi önem teşkil ediyormuş. Erkek tarafının ailesi ile ilgili bir şeyden dolayı kendisini istemediğini söylüyor.

Zaman su gibi akıp geçiyor ve yarın bayram olduğu için vedalaşıyoruz. Gelirken kullandığım taksiciyi arıyoruz beni geri götürür mü diye ama taksici gelmek istemediğini söyleyince yoldan başka taksi ile 12 Bin Som’a anlaşıp geri dönüyorum. Bu buluşmadan sonra L. ile bir daha konuşmuyoruz, mutlu olur umarım. (L. ile olan sohbetimizi detaylıca yazmıştım ama anlattıklarının özel olmasından dolayı söylediklerini kendime saklamaya karar veriyorum.)

Döndüğüm zaman A. Bayram namazı için 4’te kalkmamız gerektiğini söylüyor ve yorgun olduğum için yatıyorum. Sabah 4’te kaldıracağım demesine rağmen saat 3’te beni kaldırıyor ve sabah namazına gideriz diye düşündüm diyor. Tamam diyerek kalkıp abdest alıp çıkıyoruz. Yolda benim evimin oradaki camiye gitsek olur mu diye soruyor. Benim için fark etmez, burası senin şehrin, hangi camiye istersen gidebiliriz diye cevap veriyorum. Yaklaşık 15 dakika kadar gittikten sonra yol kenarına aracı park edip camiye yollanıyoruz.

Sabah namazı başladıktan sonra camiye giriyor ve cemaate katılıyoruz. Bayram namazı kılındıktan sonra çuval gibi bir şey ile herkesin önünden geçilerek bağış toplanıyor. A. yanına para almadığını ve bağış yapmak istediğini söylüyor. Para toplayan adam gelince 2 bin Som atıyorum bizim için.

Çıktıktan sonra babası arıyor ve babam da burada, onunla bayramlaşalım mı diye soruyor. Tabii ki diye cevaplıyorum. Onları beklerken baloncunun namaz çıkışı neden buraya geldiğini soruyorum. Ülkesinde bayramlarda çocuklara balon alındığını, bunun için geldiğini söylüyor.

Daha sonra babası ve dedesi gelince onlarla bayramlaşıp onlara gidip gidemeyeceğimizi soruyor A. Böyle şeyler sormana gerek yok, gelmekten onur duyarım diyorum ve aracına yollanıyoruz. Camii çıkışında baloncularla birlikte araçlarının bagajında ekmek satanlar da bulunuyor. İkisi de kapış kapış gittiği için cemaat tamamen dağıldığında ortalıkta satılacak pek bir şey kalacağını sanmıyorum.

Yolda A.’ya dün akşam L.’nin anlattığı erkeklerin kız tarafı ailesine verdiği önemin doğru olup olmadığını soruyorum. Doğru olduğunu söyleyip herkesin bunu sorun etmeyebileceğini söylüyor. Kendi kız arkadaşının ailesinin maddi durumu iyi değilmiş ve buna rağmen ailesine onunla birlikte olmak istediğini söylerse onaylayacaklarını söylüyor.

Ailesinin evi, kapalı otoparkı, bahçesinde meyve ağaçları bulunan, tek katlı, araziye yayılmış bir binadan oluşuyor. Babası ve dedesi ile tekrar bayramlaşıyoruz ve bahçede yer alan masaya oturuyoruz. Annesi ile kız kardeşi yavaş yavaş masaya kahvaltılık için yiyecekleri bırakıyorlar. Onlarla da bayramlaşıyoruz ve herkes sofraya oturunca dua edip yemeye başlıyoruz. Sofrada plov (etli, nohutlu, kuru üzümlü pilav), bahçeden armut, elma, çay, süt, hurma, börek vb. yiyecekler bulunuyor. Yurt dışındayken yediğim yemekleri çekme gibi bir huyum olmasına rağmen burada misafir olarak bulunduğum için yemeklerin fotoğrafını çekebilir miyim gibi bir soru sormuyorum. Tabağımı boş gördükleri her an bir şey bırakıyorlar, ondan al, bundan al diye söylüyorlar.

Sohbet esnasında ülkelerini nasıl bulduğumu, nerelere gittiğimi, bizim ülkemizden, hayattan bahsediyoruz. A.’nın babası Osmanlı tarihini iyi bildiğinden biraz eski zamanlardan konuşuyoruz. Sonra lafı evirip çevirip evliliğe getiriyorlar. Sana buradan bir kız bulalım, evlenir yuva kurarsın diye yüklendikçe yükleniyorlar. Ben de topu A.’ya yönlendiriyorum ama onun okulu var daha, önce sen diyorlar. Neyse ki sonra konu başka bir yere çekiliyor ve rahatlıyorum. Birkaç saat beni ağırlamalarından sonra sofradan kalkmadan önce bir kez daha dua okuyoruz ve öyle kalkıyoruz. Annesine, kız kardeşine, dedesine misafirperverlikleri için teşekkür ediyorum. A.’nın babası bize arabaya kadar eşlik ediyor ve ona da her şey için teşekkürlerimi sunuyorum. Türkiye’de ailemden uzaktaydım ama sanki kendi evimde bayramı kutlamış gibiydim. Geçen yıl bayramda bana gelen Meksikalı arkadaşım da ailemle yemek yedikten sonra böyle söylemişti. A. ile daha sonra hostele dönüyoruz ve ben biraz dinlenmeye çekiliyorum.

Almatı’ya Tren Bileti Almaya Çalışmam ve Kutsal Varsayım Katedrali (Holy Assumption Cathedral)

Dinlendikten sonra Almatı’ya giden trenin saatlerini ve ücretini öğrenmek için tekrardan Demiryolları’na gitmek üzere yola koyuluyorum. Bu sefer yürümek istemediğim için elimi kaldırıp yoldan geçen bir aracı durduruyorum. Taşkent metro istasyona 4 bin Som’a anlaşıyoruz. 30-60 kuruş için değmez diye fazla pazarlık yapmamaya karar vermiştim. 5 dakika kadar sonra demiryolu binasına varıyorum. İçeride döviz bozduracak yer bulunmadığını görünce görevliye nerede döviz bozdurabileceğimi soruyorum. Bir bankayı tarif ediyor ve gittiğim zaman bankanın kapalı olduğunu görüyorum. Orada sorduğum polisin yönlendirdiği yerdekiler de kapalıydı. Döviz bozduracak yer ararken Kutsal Varsayım Katedrali (Holy Assumption Cathedral) görüyorum ve dün çantada bıraktığım ekmek aklıma geliyor. Kilisenin dışarısında kuşlara parça parça ekmek atarken birden kuşlar etrafımı sarıyor ve polisler yeşilliğe atmamı söylüyor. Kalanları da lime lime edip attıktan sonra kuşlardan kaçarak kiliseye giriyor ve etrafı biraz inceleyip çıkıyorum.

Kiliseden çıktıktan sonra ışıklarda duran trafik polisinin yanına gidiyorum. Polislerin yanına gidildiğinde selam veriyorlar burada. Nerede döviz bozdurabileceğimi soruyorum ve yakındaki bir pazarda döviz bürosunun açık olabileceğini söylüyor. Pazar ulaşınca tekrar girişteki polislere soruyorum ve bir tanesi pazarın içerisindeki döviz bürosuna götürüyor beni. Teşekkür edip içeri giriyorum ama görevli yemek molasının geldiğini söylüyor. Birazcık ricada bulununca işlem yapacağını söylüyor. 1$ 7850 Som. 150$ karşılığında 1.177.500 Som alıyorum. Bu kadar para harcayabileceğimi sanmıyorum ama ikide bir döviz bozdurmakla uğraşmak istemiyordum.

Parayı bozdurduktan sonra Demiryolları’na geri dönüyorum ve danışmadan Almatı’ya giden trenin saatlerine bakıyorum. Almatı’ya istediğim gün giden tren var ama dönüş günü uymadığı için tren ile gidemeyeceğimi anlıyorum. Neyse buluruz bir çaresini diyerek metro ile Pilav Merkezi’ne (Plov Centre) gitmek üzere aktarma ile Shakhriston durağına yollanıyorum.

Pilav Merkezi (Plov Centre)

Biraz yürüyerek televizyon kulesinin yakınında yer alan Pilav Merkezi’ne yollanıyorum. Odun ateşinde büyük kazanlarda yapılıyor meşhur pilav. Gelenler yanında getirdiği tencereye, yemek kaplarına istediği kadar pilav koydurabiliyor, burada yemek isteyenler ise içeride oturup sipariş verebiliyor. Yemek yapılırken 5-10 kişi sırada diye beklemeye karar veriyorum ama içeri giren insanları görünce içeride oturup yerim diye düşünüyorum. İçeride 10-15 dakika oturuyorum ama çağırdığım garsonlardan benimle ilgilenen çıkmıyor. Bunun üzerine içeride limon, nane, kiraz vb. meyve/bitkilerden oluşan soğuk çayı satan kişinin yanına gidip ne sipariş verebileceğimi soruyorum ama İngilizce bilmediği için bir türlü anlaşamıyoruz. Küçük bir sürahi bitki çayı alıp ücretini ödüyor ve tekrar masaya geri dönüyorum.

Yemek pişince içeride garsonların koşuşturması başlıyor ve en sonunda garsonlardan birini çevirip pilav istediğimi söylüyorum. Tamam diyerek kayboluyor ama 5 dakika kadar sonra benim gidip almam gerektiğini söylüyor. İçimden söylenerek dışarıda yemek kuyruğuna giriyorum. Pişirilmiş etleri küçük küçük parçalara bölüp pilavın yanına bırakıyorlar. 30-40 dakika sonra nihayet bana sıra geliyor ve parayı verip yemeğimi alıp içeri geri gidiyorum. Fiyat 12500, kazi ile alınırsa ekstra 2500 daha ödemek gerekiyor. Ben direkt 15 bin verdiğim için kazi ile birlikte veriyorlar. Kazi, at eti oluyor. Büyük bir sucuk parçası şeklinde yemeğin yanına bırakıyorlar.  Düdüklüde pişirilmiş et gibi çok kolay çiğnenmiyor ama çiğnemesi o kadar da zor değil, üstelik tadı oldukça leziz. Ücret burada da peşin alınıyor. Bu kadar süre beklememe değdiğini düşünüyorum çünkü yemek oldukça lezzetliydi.

Karnımı doyurduktan sonra Minor Cami’ne doğru yürümeye başlıyorum. Yürürken yağmur bastırıyor ve sucuk gibi sırılsıklam oluyorum. Caminin dışında yer alan abdest alma binasında biraz kurulanıyorum. Burada temiz havlu ve kirli havlu sepeti bulunuyor. Cami’nin dışı çiçekler ve yeşilliklerle çevrili ve yerler mermerden yapılmış. Cami’nin iki minaresi ve bir mavi kubbesi bulunuyor. Minarelerinin üzeri ve kubbesi dışında kalan yerler için beyaz mermer kullanılmış. Dış kapıdan geçtikten sonra içeri girmek için bir kapıdan daha geçmek gerekiyor. Dışı gibi içi de oldukça ferah bir cami. Bir süre incelemelerde bulunup, yağmurun dinmesini bekliyorum ama dinmeyecek gibi olduğunu anlayınca yolun karşısına koşarak geçip otobüs durağında araç bekliyorum.

Hazreti İmam Kompleksi/Meydanı (Khazrati Imam Complex)

Duran bir araca Barak Khan Medresesi’ne ne kadar götürürsün diyorum. 10 bin deyince güle güle diyorum ve 7 bine kadar düşüyor ama 5 bin veririm diyorum. Olmaz diyor ve biraz ilerliyor, tam diğer araca yönelip soracakken tamam tamam gel diyor. Bunun üzerine yeni gelen aracın şoförüne kusura bakma der gibi el kaldırıp anlaştığım araca biniyorum.

Hazreti İmam Kompleksi/Meydanı’na (Khazrati Imam Complex) gelince araçtan iniyorum. Yağmur dindiği için acele etmeme gerek kalmıyor. İlk olarak 2007 yılında inşa edilmiş Hazreti İmam Cami’ni görüyorum. 4 ay gibi kısa bir sürede bitirilmiş. Yapımında Hindistan, İran ve Türkiye’den getirilen malzemeler kullanılmış. Yeşil 2 kubbesi bulunan bu caminin 2 tane de camiye bitişik olmayan minaresi bulunuyor.

Cami’yi gezip arka tarafına geçtiğim zaman caminin yakınındaki yerde en eski Kuran’ın yer aldığı bina alıyor. Hz. Osman’ın şehit edilirken bu Kuran’ı okuduğuna, Kuran’daki lekenin onun kanı olduğuna ve yazılmış en eski Kuran’ın bu olduğuna inanıldığı için bu Kuran ayrı bir öneme sahip. Binanın önünde demir bariyerleri görünce açık olmadığını düşünerek binanın yanına gitmiyorum. Onun yanında iki küçük minareli Tellya Şeyh Camii( Tellya Sheikh Mosque) bulunuyor ama onun da içerisine girmiyorum. Onun yanında, Hazreti İmam Camii’nin karşısında 16. Yüzyılda inşa edilmiş Barak Han Medresesi (Barak-khan Madrasah) bulunuyor. Eskiden öğretim yeri olarak kullanılan buradaki odalar yerini alışveriş için kullanılan dükkanlara bırakmış.

İçeride birkaç dakika durduktan sonra 4 binayı da görebileceğim bir yerde biraz oturup Meydanı izlemenin keyfini çıkarıyorum. Çok yağmur yağdığı için insanlar dışarı pek çıkmadı herhalde diye düşünüyorum çünkü birkaç kişi dışında kimseyi göremiyorum burada.

Sabah hostelden çıkarken akşam barbekü partisi yapılacağı ve akşam 8’den önce gelmem söylendiği için Meydanı gezdikten sonra adını hatırlayamadığım bir metro istasyonuna gidiyor ve Taşkent istasyonuna geri dönüp, oradan da hostele yürüyerek yollanıyorum. Duşumu alıp çalışanlara yardım etmeye gidiyorum ama yardım edilecek bir şey olmadığını söylüyorlar, içecek bir şey lazım mı dediğimde de her şey var otur keyfine bak diyorlar. Madem öyle diyerek biraz telefondan araştırma yapıyorum.

Her şey hazır olduğunda masaya tabakları götürmede yardımcı oluyorum. Menüde kızarmış tavuk, salata, patates kızartması ve bira bulunuyor. Birkaç bira dışında içeceklerini herkes kendisi getirmiş Tabii kendisinin getirmesi paylaşılmadığı anlamına gelmiyor. Masada Alman, Fransız, İsviçreli, İsveçli, Türk, Japon, Afgan, Ukrayna, Kazakistan’dan gelen insanlar bulunuyor. Ben, motosikletle İpek Yolu turuna çıkmış insanların arasında yer seçmişim kendime. Karşımda da Taşkent’te yaşayan bir Türk oturuyor. Akşamüzeri döndüğümde bir Türk’ün geldiğini söylemişlerdi ama yemekte karşıma oturacağını tahmin etmemiştim. Türk, sohbeti siyasete getiriyor. Siyaset konuşmak istemiyorum, sevmiyorum dememe rağmen konuyu ısrarla siyasete çekip 24 Haziran seçimlerinde kime oy vereceğimi sorup duruyor. Reis’e ver, hatırım için oyunu ona ver, onun sayesinde insanlar bize saygı duyuyor, öncesinde masalarına oturamadığımız insanların masasında oturabiliyoruz vb. şeyler söylüyor.

Motorcuların oldukça değişik hikayeleri olduğu için çoğunlukla onların sohbetine dahil oluyorum. Hostel sahibi E., gelenek olarak kendisini tanıtıyor, burada ne yaptığı, bekar olduğu vb. şeyleri söyleyip daha çabuk kaynaşmak için yanından başlayarak herkesin aynı şeyi yapmasını istiyor. Bekar-evli-sevgili olayı ise işin eğlencesi burada pek tabii. Tanıtma faslı bitince herkesin kendi ülkesine ait şarkı söylemesini istiyor. Bunu duyan herkes itiraz ediyor ama E. şarkı söylemeye başlıyor. Sonra sıradan birkaç kişi daha şarkı söylüyor. Neyse ki sıra bana gelmeden bu fasıl kapanıyor ve masaya nargile getiriliyor. Bir süre sonra Japonlardan birinin gece uçağı olduğu için görevliler onu yolcu ediyor ve birkaç saat sonra da eğlence sona eriyor. Sabah Semerkant’a 08:53’te trenim olduğu için kaçta çıkmam gerektiğini soruyorum A.’ya. 7:30-7:45 gibi çıkmamın kafi olduğunu söyleyince teşekkür edip eşyalarımı toplamaya yollanıyorum.

Taşkent’ten Semerkant’a Yolculuk

Sabah 7:30’da A.’nın yanına gidiyorum ve indriver uygulaması ile Güney İstasyonu’na (South Station) 10 Bin Som ücret karşılığında taksi çağırıyor. Tren istasyonuna bilet ve pasaport kontrolünden geçip giriyorum. Oturanlardan birine Semerkant treni için burada mı beklemeliyim diye soruyorum, evet deyince beklemeye başlıyorum. 10 dakika kadar bekledikten sonra trenin kalkmasına kalan sürenin azaldığını görünce görevliye sormaya gidiyorum. İyi ki de sormuşum çünkü yanlış yerde beklediğimi öğreniyorum.

Valizimi alıp biraz yürüyerek trenin yanına varıyorum. Gördüğüm bir görevliye vagonumu soracakken biletimi alıyor ve bir başka görevliye lüks vagon diye bağırıp onun yanına yönlendiriyor. Bağırdığı kişi beni alıp 2 yataklı bir vagona götürüyor ve 300 bin Som verirsen burada yatarak gidersin diyor. Olmaz deyince 80 Bin’e kadar düşüyor (37,5$’dan 10$’a kadar düşüyor). Kabul etmeyince beni 3 koltuklu vagonuma götürüyor ve yataklı vagonu başkasına satmak üzere yanımdan ayrılıyor. 3 koltuk, televizyon ve masanın bulunduğu bu kompartıman business olarak geçiyor. Trenin kalkmasına az bir süre kala, başka yolculara da aynı şeye yaptığına kulak misafiri oluyorum. Onlar, kendi koltukları yerine başka yere götürdükleri için oldukça kızıyorlar görevlilere. Taşkent’ten Semerkant’a olan tren yolculuğum yaklaşık 3 saat sürüyor.

Özbekistan’dan Kazakistan’a Karadan Geçiş ve Sonrası

Buhara’dan Taşkent’e döndükten sonra tren istasyonundan çıkıp taksicilerle Özbekistan ile Kazakistan’ı bağlayan Chernyaevka sınır kapısına gitmek üzere pazarlık yapıyorum. 50 Bin Som’dan kapıyı açıyorlar ama çok olduğu için kabul etmiyorum. En sonunda bir amca ile 30 Bin’de (18TL) anlaşıyoruz. Sınıra yakın bir yerde taksiden iniyorum ve karnımı doyurmak için etraftaki yerlere bakıyorum. Garajdan bozma bir restorana girip samsa ve çay istiyorum. Siyah çaya kara çay deniliyor. Samsa ile doymayınca bir de börek alıyorum.

Özbekçe Türkçe sohbet ederek nereye gittiğimi soruyorlar. Ülkelerini çok sevdiğimi ve Kazakistan’ı da görmek istediğimi söyleyince git, güzel ülke diyorlar. Hesabı öderken anladığım kadarıyla çayı biri ile paylaştığım için yarısı kadar ücreti alıyorlar. 7 Bin Som ödedikten sonra yürüyerek sınıra ulaşıyorum.

İnternette Özbekistan sınırındaki kontrolün çok sıkı olduğunu, laptop vb. elektronik eşyaların açılarak incelendiğini okuduğum için hafiften sıkıntı yaşar mıyım diye içim içimi yiyordu. Sınıra girerken polisler pasaport kontrolü yapıyor ve onları geçtikten sonra sıraya giriyorum. Ben sırada beklerden birkaç kadın arasında sesli tartışma çıkıyor ve görevli polisler hemen kadınların yanına gelerek onları ayırıyor. 10-15 dakika kadar bekledikten sonra sıra bana geliyor. Görevli, hostel/otellerden alınan kalınan yeri gösteren belgeyi (registration card) görmek istiyor. Görmek isteyeceklerini bildiğim için belgeleri çantamda tutuyordum. Buhara’dan geldiğim gece treninin biletini ve orada kaldığım hostelin kayıt belgesini veriyorum. Tren biletini geri veriyor ama son kaldığım yerin kayıt belgesini alıyor.

Özbekistan pasaport kontrolünü geçip Kazakistan pasaport sınırında sıraya girdiğimizde memurlar izinli olsa gerek ki işlem yapılmıyor. İlk izlenimim Özbekistan’daki sıranın daha nizami ve tek sıra şeklinde olduğu ama burada bir sıra içerisinde iki üç sıra bulunduğuydu. Meyve, sebze, elektronik eşyaları hemen aradan geçiriyorlar, kimi onları geçirip tekrar sıraya giriyor kimi öne kaynak yapmaya çalışıyor. Kaynak yapmaya çalışanlara çok kızıyor sıradakiler ve bazen sıraya girmek zorunda kalıyorlar.

Memurlar döndükten 40 - 45 dakika kadar bekledikten sonra sıra bana geliyor. Şu anki halim pasaport resmimden çok farklı olduğu için işlemi yapan memur bir bana bir pasaportuma bakıyor, bunun üzerine ehliyetimi de veriyorum. O da işe yaramayınca kenarda beklememi söyleyip başka bir görevliyi çağırıyor. 6-7 memur sırasıyla pasaportumu ve beni inceliyor, ben de bu esnada pasaportumdaki kaşeleri ve o ülkelerdeki fotoğraflarımı gösteriyorum telefonumdan. Neyse ki en sonunda bir kadın görevli ikna oluyor ve sıranın en önüne beni alarak işlemi yapıyor. Öne geçmeye çalışanlara sıradakiler çok kızıyor ama beni görevlilerle pasaport kontrolün arka tarafında gördükleri için kimse sesini çıkarmıyor. Böylece Kazakistan sınırını yaklaşık 1 saatte geçmiş oluyorum. Kontrolden sonra valiz ve çantamı x-ray cihazından geçiriyorlar ve yoluma devam ediyorum.

Kazakistan’da Nereye Gideceğime Karar Vermem

Sınırdan çıkınca insanlar benim aracıma gel diyerek sürekli valizimi almaya çalışıyor ama vermiyorum. İçlerinden birisi Türk olduğumu anlayınca nereye gideceksin diye soruyor. Çimkent deyince Türkçe konuşarak gel, gel şuraya geçelim konuşuruz diyerek beni insanlardan uzaklaştırmaya çalışıyor. Sıradan çıkınca insanlardan fazla uzaklaşmadan ne kadar istediğini söyle diyorum. 8 Bin Tenge’ye Çimkent’e sadece beni götüreceğini söylüyor. 1000 Tenge 14 TL olduğundan hayatta olmaz diyorum. 1000 Tenge’ye dolmuş taksi ile, taksiyi paylaşarak gideceğimi söyleyince olur mu öyle anasını .iktiminin yerine o kadar gidilir mi gibi şeyler söyleyerek aynı küfrü savuruyor. Tabii küfrü bana etmediği için sorun etmiyorum. Adamı gözüm tutmadığından ve anlaşamadığımızdan yoluma devam ediyorum.

Bir başka taksiciyle Çimkent için pazarlık yaparken bir adam yanıma gelip nereli olduğumu soruyor. Türk olduğumu duyunca yıllardır burada yaşadığını söylüyor. 3-4 günlüğüne Kazakistan’a geçtiğimi, Çimkent ve Türkistan’a gidip tekrar Özbekistan’a döneceğimi ama Almatı’ya gitmek gibi bir düşüncemin de aklımda bulunduğunu söylüyorum. Bunun üzerine “Almatı’ya git kardeş, çok güzel bir yer” diyor. Seyahatim hiç planlı gitmediğinden ve Almatı’yı görmek istediğim için peki, oraya gideyim diyorum. Bu esnada yanımıza gelen kadın Almatı’ya minibüsün (marshrutka) kısa sürede kalkacağını söylüyor. Ücreti sorunca 5500 Tenge olduğunu söylüyor. Adama fiyatı uygun mu, ona güvenebilir miyim deyince evet diyor, bunun üzerine Tengemin olmadığını söylüyorum. Para bozan kadınlardan birini çağırıyor. Onun da güvenilir olup olmadığını soruyorum ve güvenilirdir merak etme diyor.

Almatı’ya gitmeye karar verince Çimkent için anlaştığım taksiciye de kusura bakma ben Almatı’ya gidiyorum diyerek yanımdan gönderiyorum. Para bozan kadına 50$ bozduracağımı söylüyorum ve 1 dakika gözden kaybolup 16500 Tenge ile geri dönüyor. İnternette 1$ 336 Tenge olarak göründüğü için çok dert etmiyorum kuru. İşimi sağlama almak için dönüşü param kalırsa sende bozdururum diyerek kadının fotoğrafını çekiyorum. Yerli param olunca yolculuk için su alıyorum bir yerden ve tanıştığım adama teşekkür edip minibüse gidiyorum. Valizimden kitabımı alıp, elimdeki çöpü nereye atabileceğimi soruyorum. Yere deyince nasıl demem üzerine ver bana diyor ve alıp yere atıyor. Yerler çöp doluydu ama atmak istemediğim için sormuştum.

Chernyaevka Sınır Kapısından Almatı’ya Yolculuk

10:12’de minibüs hareket ediyor, 11:07’de 5 dakikalık ihtiyaç molası veriliyor. Tuvaletin hali içler acısı. 11:32’de Çimkent’e varıyoruz. 13:55’te benzinlikte benzin alıp mola veriyoruz. 14:03’te hareket ediyoruz. 15:58’de yemek molası veriyoruz ama yemeklerin nasıl olduğunu bilmediğim ve yolumuz uzun olduğu için marketten aldıklarımla idare ediyorum.

Yemek Molası

Burada saatimi 1 saat ileri alıp Kazakistan’a göre ayarlıyorum. Bu mola yerindeki tuvalet de içler acısı. Kibar Feyzo filmindeki tuvalet sahnesinden de kötü. Ücret 40 Tenge. Parayı öderken yaşlı bir adamın tuvaletin önünde kuru otlardan topladığını görüyorum. Tuvalet, betondan yapılma ve delinen betonlar sadece demir paneller ile ayrılmış, kapı yok. Su dışarıda olsa da sabun vs. yok. İçeri girdiğimde az önce gördüğüm ot toplayan yaşlı adam ile genç bir delikanlının ayrı ayrı yerlerde tuvaletini yaptığını görünce kendi işimi halledip bir yere dokunmadan çıkıyorum. İyi ki yurt dışına çıktığımda yanıma ıslak mendil alıyorum, böyle yerlerde oldukça işe yarıyor. 16:37’de hareket ediyoruz.

5 dakika başka bir benzinlikte mola veriyoruz. Neyse ki buranın tuvaleti temiz görünüyor. Ücreti 50 Tenge. İçeride su, sabun vb. şeyler var. Rahatça elimi yüzümü yıkayabiliyorum. 20:12’de polis kontrol noktasına geliyoruz ama sadece şoförün belgelerine bakıyorlar. 22:20 civarlarında Almatı’nın dışında A5 yolunun kenarında son durakta iniyorum.

Minibüs ile Yolculukta Son Durak

Almatı Şehir Merkezi’ne Gidiş

Süpermarkete gidip Almatı merkeze taksinin ne kadar tutacağını soruyorum ve 1000 Tenge diyorlar. Bunun üzerine kapının önünde araçta bekleyen 2 kişiden şoför olandan gideceğim yeri göstermek üzere telefonunu istiyorum. Booking sitesinden hızlıca yorumlara göz atarak bir hostelde karar kılıyorum ve oraya kaç para istediklerini soruyorum. Sen ne kadar verirsin diyorlar. 1000 diyorum ama 2 bin'den aşağı olmaz diyorlar. Ben de kabul etmiyorum. Bunun üzerine da sen bilirsin diyorlar. En azından kendime kalacak bir yer bulabilmiştim.

Ana yolun kenarına çıkıyorum ve duran arabalar da 2 binden aşağı fiyat vermiyor. En sonunda yanıma bir adam yaklaşıyor ve kendisinin taksici olduğunu, şu an aracın kardeşinde olduğunu, yandex taksi uygulamasını açarak 1550 Tenge tutacağını gösteriyor. Sıkı pazarlıkla 1250 Tenge’ye anlaşıyoruz ve kardeşini arayarak bizi almasını söylüyor. Valizimi yanıma alarak gelen araca biniyoruz ve 15-20 dakika gittikten sonra yan yola saparak bir yerde adamın kendi aracına geçiyoruz. Yoldan saptığımızda biraz korkmadım değil ama neyse ki bir sorun olmuyor. Hostelin olduğu yere gelince yolların kazılı olduğunu görüyoruz ama kapı numaralarından hosteli buluyor ve zili çalıyoruz. Taksici müşteri getirdiğini söyleyince görevli gelip kapıyı açıyor. Taksici, görevliye kendisinin ilk müşterisi olduğumu söyleyip biraz ikramda bulunup bulunamayacağımı soruyor. Bütçemin sınırlı olduğunu söyleyerek yardımcı olamayacağımı söylüyorum. Görevli, taksicinin para verirsem şansının yaver gideceğini söylediğini söylüyor ama fazladan para alamayacağını anlayınca aracına geri dönüyor. Ben de hostelde kayıt yaptırıp duş alıp yatıyorum.

Almatı’dan Özbekistan Sınırına Chernaevka'ya Dönüş

Taşkent’ten Türkiye’ye uçuşum yarın gece olduğundan ve yolda bir sıkıntı olursa diye sabah orada olmak istiyordum. Bunun için gece minibüsü ile gitmeye karar veriyorum. Burada tanıştığım A., beni Almatı’dan Chernyaevka sınır kapısına giden minibüslerin (marshrutka) kaktığı Sayran terminalinin önüne kadar götürüyor. Tekli koltuklar için 4000 Tenge, ikili koltuklar için 5000 Tenge isteniyor. Gelirken 5500 Tenge ödemiştim ama dönerken 4000 Tenge ödüyorum. Yolculuğum gelirken olan yolculuktan 1 saat kadar daha uzun sürüyor. Tenge’yi dolara çeviremediğim için minibüsten indikten sonra gördüğüm ilk döviz bürosundan 17.000 Tenge karşılığında 50$ alıyorum. Sınırdan geçerken boşuna sokaktaki birinden parayı bozdurmuşum diyorum.

Daha sonra Kazakistan sınırından pasaportumla ilgili çok inceleme yapılmadan Özbek sınırına geçiyorum. Acıktığım için Kazakistan’a geçmeden önce samsa yediğim restorana geri dönüp bir şeyler yiyorum. Onlara merkeze hangi otobüsün gittiğini soruyorum.  Sonrasında otobüsle eziyet çekeceğime taksiyle giderim diyorum. Restorandan çıktıktan sonra duran bir adamla Taşkent’e geldiğimde kaldığım hostelin önüne kadar gidecek araçtaki bir koltuk için 10bin Som’a anlaşıyorum.

Hostelde dinlenip akşamında barbekü partisi yaptıktan sonra yardımları ve konukseverlikleri için teşekkür edip bana çağırdıkları taksi ile 12 bin Som ücret ödeyerek havalimanına yollanıyorum.