MOSKOVA / RUSYA

Yazılış:
23/04/2014
Güncelleme:
05/12/2015

Moskova biletlerimizi gitme tarihimizden birkaç ay önce uygun fiyata almıştık. Seyahat tarihimizin başlangıcı olan 16 Mayıs 2014 akşamında Atatürk Havalimanı’na gidiyoruz. Havalimanına vardıktan birkaç saat sonra gezi grubumuzdan Rusya’ya gidecek çift ile buluşuyoruz ve biraz sohbet ediyoruz. Sohbetten sonra şu anda bulunmayan World Lounge’a ücretsiz olarak girmemizi sağlıyorlar. Kendileri ise Türk Hava Yolları Lounge’ına giriyorlar. Her ne kadar aynı uçak ile uçup aynı yere gidiyor olsak da çifti rahatsız etmemek ve farklı planları olduğunu düşündüğümüz için Moskova’da görüşmeyi teklif etmiyoruz. Tabii daha sonraki havalimanındaki buluşmalarımıza engel teşkil etmiyor bu durum. Geceyi Lounge’da geçiriyor ve uçağımızın kalkmasına yakın çantamıza içecek bir şeyler koyuyoruz. 17 Mayıs sabahında Türk Hava Yolları’nın 08:30 uçağına biniyoruz ve uçuşumuz yaklaşık 3 saat sürüyor.

Vnukovo Havalimanı'na indikten sonra pasaport kontrolünden sorunsuz geçiyoruz. Döviz bürosunda 100$'ı 3440 ruble olarak bozduruyoruz. Yeri gelmişken belirteyim, daha sonra şehir merkezinde para bozdurmaya kalktığımızda %5 komisyon almaları üzerine parayı geri verip dolarımızı alıyoruz ve havalimanındaki kur şehir merkezine göre daha avantajlı diye düşünüyoruz. Uygun bir dövizci bulamadığımız için de böyle düşünüyor olabiliriz pek tabii.

Şehir merkezine minibüs ve metro ile gitmek daha uygun olduğu için bu ulaşımı tercih ediyoruz. Havalimanından çıkışta sağ tarafa doğru ilerlerleyince minibüsleri göreceksiniz. Bu minibüsler kırmızı güzergahta yer alan Yugo-Zapadnaya (Юго-Западная) metro istasyonuna gidiyor, yol 30 dakika kadar sürüyor. Bahsettiğim istasyon kırmızı çizginin en altında yer almakta. Gidiş ve dönüşte minibüse kişi başı 100’er ruble, metroya 40’ar ruble veriyoruz. Metro ile her yer 40 ruble, ayrıca ücretsiz wifi mevcut. Akıllı telefon kullanıyorsanız metro haritası için telefonunuza Metropolitan uygulamasını indirebilirsiniz. Bu uygulamada hem Rusça hem İngilizce olarak durak isimlerini görebiliyorsunuz.

Gün içerisinde şehir merkezinde dolaşıp akşam evinde kalacağımız kişiye -kısaca E. diyelim- gitmek için metroya biniyoruz. Tarif ettiği durağa gitmek için birkaç tren değiştirmemiz gerekiyor, iyi ki metroda duraklara göre değişen tarife yok diye seviniyoruz. İnmemiz gereken durağa gelince metrodan iniyor ve E.’nin bahsettiği çıkış yerine başka bir yerden çıkıyoruz. Tabii bunu evini bulamadığımız zaman anlıyoruz. Maceramız da burada başlıyor. E.’nin evini ararken bu apartman olabilir diye düşünüp yanlış zillere basıyoruz. ‘‘Kim o?’’ diye soran çıkmayınca ayrılıyoruz apartmanın önünden. Parkta sohbet eden insanları görünce yanlarına gidip telefonlarını kullanıp kullanamayacağımızı soruyorum. İçlerinden birisi ötekine ‘‘Ver, ver’’ deyince Türk müsünüz diye soruyorum, Kazakistanlı olduklarını söylüyorlar. Telefonda E. ile konuşup bize adresi tarif ediyorlar, teşekkür edip tarif ettikleri yöne doğru yollanıyoruz.

Bu esnada E.’nin dairesinin olduğunu düşündüğümüz başka bir apartmanın zillerinden birine basarken sarhoş bir Rus erkek gelip kapıda şifreyi giriyor ve apartmana girmemize yardımcı olmaya çalışıyor. İçimize kurt düştüğünden dolayı adresi söylüyoruz ve telefonundan haritasını açıyor. Açmasına açıyor ama ‘‘Oh... No internet...Fuck! hehe’’ deyip gülüyor ve akşam akşam bizi de güldürüyor. Gideceğimiz yerin yakınındaki bir yeri söylediğim zaman bize yolu tarif ediyor. Teşekkür edip yanından ayrılıyoruz. Sarhoş olmasına rağmen sayesinde E.'nin evinin yakınındaki yere varıyoruz. Burayı bulduktan sonra kalacağımız yeri bulmak zor olmuyor. Dersimi iyi çalışmadığım için bu acı ve tatlı olayı yaşıyoruz.

Kalacağımız yeri Couchsurfing sitesinden ayarlamıştım. Başka ülkelerde buluşmalara katıldığım için biraz rahatım ama ikimiz de ilk defa konaklama yapacağımız için heyecanlıyız. Biraz zorlanmamıza rağmen sonunda kalacağımız yeri buluyoruz. Saat geç de olsa bize bisküvi, çay ikram ediyor. Bu esnada bir arkadaşının istediği şey ile birlikte hediye aldığımız Türk kahvesini veriyoruz kendisine. Bana evini açan kişilere Türk kahvesi hediye etmeyi ileride gelenek haline getiriyorum nedense. Dilersek buzdolabının kendine ait olan bölümündeki yiyeceklerden yiyebileceğimizi, alt taraftakilerin ev arkadaşına ait olduğunu söylüyor. 40-50 dakika kadar sohbet ettikten sonra yorgun olduğumuz için yatmaya karar veriyoruz. E. bize yatağını veriyor ve kendisi mutfakta yer yatağında yatacağını söylüyor. Söylediğine göre yatarken camdan yıldızları seyretmek hoşuna gidiyormuş.

Sabah uyanınca ev arkadaşı ile tanışıyoruz. Kendisi Couchsurfing sitesinden evine misafirliğe gelen bir İspanyol -kısaca  N. diyelim.-. N. Moskova’da çalışmaya başlayınca ev arkadaşı olmaya karar vermişler. Biraz sohbet ediyoruz ve ona ait kısımdaki yiyeceklerden de alabileceğimizi söylüyor. N. kahvaltı olarak kendine süt ısıtıyor ve bir tane kivi yiyor. Bize de ikram ediyor tabii ki. E. uyanınca eve erken dönmek isteyebileceğimizi düşünüp evin anahtarının bir kopyasını veriyor. İlk defa birisinin evinde kaldığımız için işleyişi tam olarak bilmiyorduk, bu yüzden gece çok geç olmayan bir saatte dönüyoruz ama E. bir arkadaşında kaldığı için gelmiyor. Couchsurfing olayına yeni olmamıza rağmen işleyiş hoşuma gidiyor. ileride yapacağım seyahatlerde de siteyi kullanmaya karar veriyorum ve kullanıyorum da.

Yolda birilerine soru sormak istediğimizde İngilizce bilen pek çıkmıyor karşımıza. Soru sorduklarımızın birinden yol tarifi alıyor, bir diğerinden de resim çekip göndermek için telefonunu kullanmayı rica ediyoruz. Bizi kırmayıp telefonunu veriyor. Arkadaşım F. resmi çekiyor ve kendime mail gönderiyorum. İngilizce bilmeyenler ile konuşmaya çalışmak da keyifli oluyor çünkü cevap vermeye çalışırken gülmeye başlıyorlar, doğal olarak biz de gülüyoruz. Bir de Ruslara asık suratlı derler. En azından bizim karşılaştıklarımız öyle değil. Arbat Caddesi’nde ara sokaklarda gezerken yazıların yazıldığı, resimlerin çizildiği bir duvar karşımıza çıkıyor. Para verip bu duvara yazı yazabilir, resim çizebilirsiniz.

Birkaç yıl önce haberlerde Rusya’da araç sürücülerinin araçlarını park edilmeyecek yere park edip ceza yememek için plakalarına cd koyduğunu görmüştüm. Ara sokaklarda gezerken böyle önlem almış birkaç araç görüyoruz.  Yaya geçitlerinde %90 yayalara yol veriyor sürücüler.

Arbat Caddesi'nde 60'lı yıllarınki gibi dizayn edilmiş BeverlyHills Diner adında bir restoran var. 60’lı yıllara ait bir yerde yemek yemek isterseniz buraya uğrayabilirsiniz. Yemek olarak hamburger yiyoruz ve başarılı buluyoruz. Televizyona dikkat ederseniz 60’lı yılları anlatan Mad Men dizisi var. Yemekten sonra tuvalete gittiğim zaman içeride bayanı görünce burası bayanlar tuvaleti mi diye soruyorum. Nasıl cevap vereceğini düşünmeye başlıyor ama nasıl bulamayınca gülerek dışarı kaçıyor.

Yemek, içecek ve ilaç fiyatları biraz pahalı diye düşünüyorum. Su için genelde 50 ruble, yemekler  için 250-500 ruble arası, kafelerde ise 200-250 ruble arası harcama yapıyoruz kişi başı.