WADI RUM / ÜRDÜN
1.BÖLÜM

Yazılış:
11/04/2013
Güncelleme:
23/10/2015

İstanbul'dan Akabe'ye Türk Hava Yolları seferleri yeni başladığı için giderken uçak fazla kalabalık değildi ama dönüşü tek bir boş koltuk bile yoktu. Uçağın hareketinden iki buçuk saat sonra Akabe'ye iniyoruz. Buraya ilk kez geldiğim için nasıl bir havalimanı ile karşılaşacağımı bilmiyordum. Karşıma küçücük bir havalimanı çıkıyor. Pasaport kontrolü için üç banko var ve iki tanesi çalışıyor. Yabancı uyrukluları üç banko yandaki vize alma yerine yönlendiriyorlar. Türk vatandaşlarına vize olmadığı için pasaportumu alıp hiçbir şey sormadan, istemeden girişi kaşesini basıyor görevli. Çantamı kontrol makinesine bırakıp, elimde kitapla arama makinesinden geçiyorum. Sonrasında polis gelip kitabımı alıyor ve sayfalarını karıştırıp içinde bir şey olup olmadığını kontrol ediyor. Herhalde çok film izliyor diye bir düşünce geçiyor aklımdan, tabii ki ona söylemiyorum bunu.

Nereden otobüse binebilirim diye etrafa bakınırken yanıma gelen kişiler Cuma gününün tatil olduğunu ve otobüs olmadığını söylüyorlar. Wadi Rum'a gitmek istediğimi söyleyince 60 Dinar’dan açılışı yapıyorlar. (1 Ürdün Dinarı yaklaşık 2,5 TL, 1 Euro diyebiliriz.) 40 Dinar’a kadar düşüyorlar ama taksiye 45-50€ vermeyi istemediğimden dolayı öylece bekliyorum. Merkeze gidiş için de 20 Dinar (jod) istiyorlar. O esnada Türkçe konuşan bir çift görüyorum. Yanlarına gidip biraz sohbet ettikten sonra merkeze birlikte gitmeyi ve ücreti paylaşmayı öneriyorum. Taksiciyle 20€'ya anlaşıyoruz ve çifte 10€ veriyorum. 3'e bölmeyecek miydik diye soruyorlar. Çift olduğunuz için böylesi daha doğru olur diye cevap veriyorum. Onların oteline giderek lobide sohbete devam ediyoruz. Bu esnada görevli hepimize çay getiriyor. Ülkemize göre biraz değişik bir tatta olmasına rağmen kötü değilmiş diyorum. Cedric ve Arzu çiftine sevgilerimi sunuyorum buradan.

Gün ağarınca vedalaşıyor ve ayrılıyorum yanlarından. Otellerinden çıkınca dolmuşların olduğu bir yer görüp oraya doğru yollanıyorum. Bir taksici Wadi Rum'a müşteri almaya gideceğini, beni 8 Dinar’a götürebileceğini söylüyor. -Pazarlık yapıp fiyatı bu kadara düşürebildim ancak.- İsteği doğrultusunda biraz bekledikten sonra yola çıkıyoruz. Wadi Rum girişine geldiğimizde 5 Dinar ödeme yapıldığını öğreniyorum ama yanımda Dinar olmadığından dolayı taksici ödüyor ücreti. Kampın adresini de sorduktan sonra yola devam ediyoruz. Bir süre gittikten sonra bir yerin önünde durup, işte burası, diyor. Rezervasyon yaptırdığım yerin ismiyle farklı olduğu için kuşkulanıyorum. 20€ veriyorum ve 2 Dinar alıyorum taksiciden. Dinar az da olsa pahalı Euro’dan. İçime kurt düştü bir kere, bu yüzden bekleme noktasına gidiyor ve oradan birisine kamp numarasını aratarak beni almalarını sağlıyorum. Tekrar aynı yere varınca boşuna o kadar yürüdüğümü, pimpiriklendiğimi anlıyorum.

Kamp çölde, taksicinin beni bıraktığı yer ise onların merkezi imiş. Kampın adı Bedouin Expedition. Kahvaltı dahil geceliği 15 Dinar. Akşam yemeği de 10 Dinar. Ben yemem demeyin, illa ki yiyorsunuz. Kahvaltı açık büfe, akşam yemeği ise pilav ile tavuk. Tavuğu değişik bir yöntem ile -en azından bana göre- kuma gömüp pişiriyorlar. Kampın tek kötü yanı tuvalet kapılarının biraz kısa olması, duş yerlerinden birinin kapısının olması. Neyse ki bu durumu önceden biliyordum, yeri ayırttığım booking.com sitesinde yorumlarda okumuştum. Buna rağmen kamp kalabalıktı.

İlk günü, asıl kamp yerine gittikten sonra çölde kendi başıma yürüyerek ve birkaç tepeye tırmanarak geçiriyorum. Gezinirken yerli birini görünce yanına gidiyor ve biraz muhabbet ediyoruz. Bana bir yer tarif edip, orada Osmanlılardan kalma harita olduğunu söylüyor ve yoksa altın aramaya mı geldin, diye soruyor. Tarif ettiği yere gidince o bölgede çalışan üç kişi görüyorum. Kayaların altına duvar örüyorlardı. Beni çaya davet etmeleri üzerine yanlarına gidiyorum. Onlar da altın olayını anlatıyorlar. Buraya bir daha gelmememi ve buradan kimseye bahsetmememi de tembihliyorlar. Altın gömeceğiz, silah gömeceğiz, ortalık karışık diye söyleniyorlar. Bunların makara olduğu belli tabii.

Hazinenin gizli olduğu mağara

Akşamki kamp ortamı ise bir başka güzellikte geçiyor. İtalyan bir kafile, İsviçre’den gelen çift, Japonya’dan tek başına gelen biri var. Okuduğum kitaptan dolayı İtalyanlar ile Atatürk'ten Dostoyevski’ye, Tolstoy'a, İsviçre’den gelen çift ile Bursaspor'dan Galatasaray'a kadar türlü türlü konuşma geçiyor aramızda. İsviçreli çiftten erkek olan Bursaspor’u Şampiyonlar Ligi’nden bildiğini söylüyor. Kızın da önceden Türk sevgilisi varmış, ondan öğrendiği birkaç kelimeyi bana söylüyor. Yanlarında İsviçre çakısı -her zaman lazım olabilir diyorlar- ve küçük bir şeker kabı var. Sigarasını söndürdükten sonra izmaritini çöpe atmak üzere kaba atıyordu. İtalyanlardan birisi de İtalya’ya yolum düşerse yanlarında kalabileceğimi, yazlıkları olduğunu söylüyor. Kimseden iletişim bilgisi almıyorum, ertesi sabah da Amman’a doğru yola çıktıkları için İtalya’ya yolum düşerse kalacak başka bir yer bulmam gerekiyor.

İkinci günümde kamptan merkeze kadar yürüyorum. Yürüyüş esnasında tepelere tırmanıp çok güzel yerler keşfediyorum. Yeri geliyor kitap okuyor, uyuyor, yeri geliyor güneşleniyorum. Jeep ve deve turları bana pahalı ve uygun gelmediği için onlara katılmıyorum. Yürümek ve tırmanmak daha çok hoşuma gidiyor nedense. Jeep turlarının 3-4 saatliği 40-50 Dinar idi sanırım, fiyatlar değişiklik gösterebiliyor. Bu turda sizi Wadi Rum'daki bazı yerlere götürüyorlar.

Çöl'de susuz, yemeksiz gezmek ölümcül olabilir.

Kampın merkezdeki yerine ulaşınca Belçikalı bir aile ile karşılaşıyorum. Günlüğü 20 Dinar’dan 11 günlüğüne araç kiraladıklarını, kamp yerine gitmek için araç beklediklerini söylüyorlar. Kampta Türkiye'ye giden herkes benden fazla şehir görmüş gibi duruyor. Bayan olan, kısaca H. diyelim, Belçika'ya gidersem evlerinde kalabileceğimi söylüyor. Mail adresimi istiyor ama yanlış anlamış olabileceğimi düşündüğüm için bir daha söyler misiniz diyorum. Neyse önemli değil diyor ama teyit amaçlı sorduğumu söyleyince iletişim bilgilerimizi paylaşıyoruz. Kocası, kısaca L. diyelim, bekarken Kilimanjaro dağına tırmandığını söylüyor. Ayrıca, bu çiftin iki küçük kızı var, kayalara tırmanıp tırmanıp duruyorlardı. Neyse ki ailesi onlara trekking ayakkabısı almış, düşüp bir yerlerini incitmiyorlar. Tırmanmak demişken, kampın dibinde kayalar var. akşamları güneşin batışı, sabahları da doğuşu izlenebilir oradan, ki Wadi Rum’a gelmişken bunları yapmadan dönmek olmaz. Akşam çadırdan çıkıp yıldızlara bakmayı da unutmamak gerek. Tek kelime ile mükemmel bir duygu. Muhabbetimiz bir süre daha devam ediyor ama daha da uzatmak istemiyorum.

Kalacak yeri ayarlarken tek kişilik çadır seçmeme rağmen 7-8 kişilik bir çadırda Japon turist ile birlikte kalıyoruz. İkimiz de bunu sorun etmiyoruz. Yataklar yerden yüksek ve üzerlerinde battaniyeler var. Geceleri çöl soğuk oluyor, soğuğu hissedince iyi ki yanımda kalın bir üst getirmişim diyorum. Gündüz için ise sıcaktan dolayı kısa kollu, güneş çok rahatsız ederse diye de uzun kollu bir şeyler almak gerekiyor.

Kampımın dibindeki kayalıklarda güneşin doğuşunu izlerken

Ertesi sabah saat 9'a doğru kampın merkezdeki yerine gidiyoruz ve otobüs ile Petra'ya geçiyorum. Kamptan merkeze, merkezden kampa bedava götürüyorlar ama bu, canınız istediği vakit götürüleceğiniz anlamına gelmiyor. Belirli saatleri var. Genelde gündüzleri geziler olduğu için sabah ve akşama doğru merkeze/kampa götürüyorlar. Merkezdeki bekleme yerinde lokanta var. Açık büfe, fiyatı 10 Dinar. Kampta verilen çayı çok şekerli ve naneli bulduğum için pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim.

- Bedouin Expedition
- Kamp fiyatı: 15 Dinar
- Akşam yemeği: 10 Dinar
- Yapılacak şeyler: Yürüyüş, güneşin doğuşu ve batışını izlemek, tırmanış, jeep turu (Wadi Rum’daki yerleri gösteriyorlar) -isteğe bağlı-, deve ile gezi -isteğe bağlı-, yeni insanlarla tanışmak, kafa dinlemek, yıldızları seyretmek
- Wadi Rum'dan Petra'ya minibüs: 7 Dinar